Ana Sayfa
Hakkımda
Kitaplarım
Makalelerim
Bildirilerim
Haberler
Halkiyat
Bağlantılar
İetişim
 
ÜYE GİRİŞİ                Yeni Üye »
Kullanıcı Adı :   
Parola :   
   
  Selahattin ARTUN Kişisel Web Sayfası
Çin'in Uygur Türklerine Yönelik Asimilasyon Politikası ve Bunun Sonuçları

ÇİN’İN UYGUR TÜRKLERİNE YÖNELİK ASİMİLASYON POLİTİKASI VE BUNUN SONUÇLARI

 

Prof. Dr. Alimcan İnayet*

 

Doğu Türkistan sorunu, aslında “Doğu Türkistan kimin toprağıdır?” sorusuna verilen farklı iki cevaba bağlı olarak ortaya çıkmıştır. Bu soruya Çinlilerin verdiği cevap:  Şincang (Doğu Türkistan)  eskiden beri Çin’in ayrılmaz bir parçasıdır şeklinde iken[1], Uygur Türklerinin cevabı “Vatanımız Doğu Türkistan, milletimiz Türk, dinimiz İslam” olmuştur. [2] Bu farklı cevaplar Çinliler ve Uygur Türkleri arasında Çin (Han. “Hen” şeklinde telaffuz edilir) milliyetçiliği ve Uygur Türk milliyetçiliğinden ibaret farklı iki ideolojiye dönüşmüş, her iki taraf siyasal ve sosyal tasarımlarını mutlak doğru kabul ettiği bu tezler üzerine dayandırmıştır. Doğu Türkistan’ın Çin toprağı olduğunu mutlak doğru kabul eden Çin yönetimi için aksini iddia etmek vatana ihanet ve hainlik sayılır ve bertaraf edilmesi, ezilmesi gerekmektedir. Bunun aksi Uygur Türk milliyetçileri için de geçerlidir. Bu iki tezin, bu iki ideolojinin biri bertaraf edilmedikçe, iki kutup arasındaki çatışmanın son bulması mümkün değildir.

Bugün Doğu Türkistan’da yaşanan olaylar bu farklı iki ideolojinin birbirini bertaraf etme çabasını yansıtmaktadır.

Çinliler 751’deki Talas savaşından sonra 1870’li yıllara kadar 1000 sene terk ettikleri Doğu Türkistan topraklarını 1878 yılında işgal etmeye çalışmış, 1884 yılında bu topraklara “Xinjiang” (Yeni hudut, yeni toprak) adını vermişlerdi. “Xinjiang” (Sinkiang, Şincan, Sincan) adı Çinlilerin “Şincan eskiden beri Çin toprağıdır” tezini tamamen inkar eder ve geçersiz kılarken, Uygur Türklerinin tezinin daha da güçlenmesine vesile olmuştu. Kendi içerisinde çelişki ve tereddüte düşen Çinliler devlet güvenliği[3] ve bölgenin doğal kaynakları nedeniyle vazgeçemediği Doğu Türkistan’ı bölgedeki Türkleri asimile etmek suretiyle tamamen güvence altına almayı hedeflemiş, tüm siyasal ve sosyal tasarımlarını bu doğrultuda geliştirmiştir.

Çin komünistleri 1949 yılında Doğu Türkistan halkını Milliyetçi Çin hakimiyetinin zulmünden kurtarma ve özgürlüğüne kavuşturma iddiasıyla gelip iktidarı ele geçirdikten sonra yaptığı ilk icraat bölgeye Çinli (Han) nüfusu nakletmek, o dönemde 4 milyon Türk nüfusuna karşılık 300,000 civarında olan Çinli nüfusunu artırmak olmuştur. Başlangıçta bölgedeki hakimiyeti pekiştirmek amacıyla yapılan bu nüfus nakletme işi, Çin komünistlerinin Doğu Türkistan’daki iktidarı pekiştikten sonra, Uygur Türklerine karşı uyguladığı sistemli ve planlı bir asimilasyonun bir parçası haline getirilmiştir. Komünist ideolojisi Çinlilerin azınlıklara yönelik uygulayacağı asimilasyon politikaları için ideal ve uygun teorik zemin de temin edince, komünist yönetim fazla tereddüt etmeden bu işe girişti. Komünist ideolojiye göre, milletler tarihin ürünü olup, doğma, büyüme ve ölme sürecine tabidir. Mao Ze-dong bu konuda şöyle diyordu: “Önce sınıf yok olacak, sonra devlet yok olacak, sonra da millet yok olacak, bütün dünyada bu böyle olacak.”[4] Milletler birbiriyle kaynaşacak ve tek millet haline gelecektir. İki tür asimilasyon süreci vardır: biri mecburi asimilasyon, diğeri ise tabii asimilasyon. Mecburi asimilasyon hakim milletin imtiyazına dayanarak diğer milletleri ezmesi, siyasi, iktisadi ve kültürel vasıtaları aracılığıyla onları milli özelliğinden vazgeçmeye zorlaması, hakim milletin özelliklerini kabul etmeye mecbur edilmesi, onları millet olarak mevcut olmasına imkan vermemesiyle gerçekleşir. Bu tür asimilasyon süreci milletler arasında husumete, çatışmaya yol açar. Tabii asimilasyon milletleri iktisadi alakası ve kültürel alış verişi sırasında gelişmiş milletlerin tesirini ve kültürünü kabul ederek kendi milli özelliklerini kaybetmesi ve başka millete dönüşmesi şeklinde gerçekleşir. Tabii asimilasyon daha yüksek iktisada ve kültüre yaklaşma şeklidir.[5]  Çin yönetimi işte bu komünist ideolojinin teorik zemininde milletler ittifakı, milletlerin birlikteliği[6], milletlerin kaynaşması gibi güzel sloganlarla Çin (Han) milliyetçiliğine dayalı diğer milletleri yok etme niyet ve hedefini kamufle etmeyi başarmış, pek çok azınlığı yok olmaya doğru sürüklemiştir. Üç milyon nüfuslu İç Moğolistan (veya Güney Moğolistan) Moğollarının 18 milyon Çinli göçmen nüfusun içinde eriyip gitmesi, 4 milyon nüfuslu Mançu’nun yok olması, Sarı Uygurların, Salurların Çinlileşmesi Çin hakimiyetinin sinsi plan ve projesinin ibretli örnekleridir.

Çin’in Doğu Türkistan Türklerine yönelik asimilasyon politikası 1960’lı yıllarda başlamıştı.  İlk olarak Uygurların 1000 yıldır kullana geldikleri Arap alfabesi temelindeki geleneksel alfabesi Çince pinyin temelinde geliştirilen Latin alfabesiyle değiştirildi. 1980’li yıllara gelindiğinde ise, tekrar eski alfabeye dönüş yapıldı. Bu durumdan rahatsız olan bir Çinli yetkili şöyle diyor: “Böylece Mao Zedong döneminde başlayan alfabe reformu, yani Şincanlılara uygulanan asimilasyonun en önemli halkası yok edildi. Uygurların alfabesini ıslah etme 1961 yılında başlamıştı. Böyle zorla uygulanan alfabe reformuyla Uygurlar kültür ve dini geleneklerini devam ettirecek adam bulamaz hale düştüler. Hükümet okullarında okuyanlar Uygurca Arap alfabesini okuyamaz, Arap alfabesiyle yazılmış tarihi eserleri okuyamaz; Arap alfabesini bilen yetişkinler ise Latin alfabesini okuyamaz bir duruma düştüler ve medeniyet yönündeki kopukluk gün geçtikçe ağırlaşarak Çinlileşme gittikçe yaygınlaştı. Eğer o politika devam ettirilseydi, bugün Şincan’ı idare etmek çok kolay olacaktı.”[7]  O dönem, Çinliler Çince pinyin temelindeki Latin alfabesiyle Uygurcaya yaklaşık 4000 kadar Çince sözcük ve deyim sokmayı başarmıştı. 1950’li yıllardan itibaren uygulanan nüfus nakletme politikasıyla Doğu Türkistan’a getirilen Çinlilerin nüfusu da gittikçe artmış, Uygur Türklerinin devlet kurumlarındaki pozisyonu ise gittikçe zayıflamaya başlamıştı. 1960’lı yıllardan itibaren Doğu Türkistan’da ardı ardına yapılan nükleer denemeleri de eritme ve asimilasyon politikasının bir diğer halkası olarak değerlendirmek mümkündür. Çinliler 1964 yılından 1996 yılına kadar Doğu Türkistan’da toplam 46 kez nükleer deneme gerçekleştirmiş ve bu süreçte 190,000 kişi ölmüştür.[8]  1980’li yıllara gelindiğinde, Çin yönetimi planlı doğum politikasıyla Uygur Türklerinin üreme ve çoğalmasına darbe vururken, diğer taraftan bölgeye yoğun nüfus nakletmekteydi. Söz konusu planlı doğum politikası gereğince zorunlu kürtajla alınarak imha edilen Uygur çocuklarının sayısını milyonlarla ifade etmek mümkündür. Çin’in iç bölgelerinde tek çocuk hakkına sahip Çinliler Doğu Türkistan’a geldiklerinde tek çocuk uygulamasından muaf tutuluyordu. Bugün gelinen noktada, Doğu Türkistan’ın nüfus dengesi tamamen bozulmuş, pek çok şehirde Uygur Türkleri azınlık duruma düşmüş bulunmaktadır. Mesela: Urumçi’de Çinli nüfusu 1,076,319 iken, Uygur nüfusu 188,327; Karamay’da Çinli nüfus 192,185 iken, Uygur nüfusu 35,159; Şihenze’de Çinli nüfusu 542,006 iken, Uygur nüfusu 5770; Küytung’da Çinli nüfusu 244,983 iken, Uygur nüfusu 791; Kumul şehrinde Çinli nüfusu 230,529 iken, Uygur nüfusu 81,785; Korla şehrinde Çinli nüfusu 206,554 iken, Uygur nüfusu 93,159; Aksu şehrinde Çinli nüfusu 262,641 iken, Uygur nüfusu 194,274 olmuştur.[9]  Bu nüfus oranı Uygur Özerk Bölgesi hükümet kurumlarındaki memurların sayısı ve yüksek eğitime kabul edilen öğrenci sayısına şöyle yansımaktadır: 1996 yılına ait rakamlarda Uygur Özerk Bölge genelinde 610,000 memur olup, bunların 318,000’i Çinlilerden, 292,000’i ise diğer azınlıklardan oluşmaktadır.[10] 1996 yılında yüksek okullara kabul edilen öğrenciler 17,793 olup, bunların 11,657’si Çinli, 6,180’i azınlık öğrencileridir. Meslek Yüksekokullarına kabul edilen öğrenciler 26,311 olup, bunun 12,852’si azınlık öğrencileridir.[11] Uygur Özerk Bölge’sinin en yüksek yönetim merkezinde durum farklı değildir. Mesela 1997 yılı itibariyle Şincang Uygur Özerk Bölgesi Komünist Parti Komitesi Yönetim Kurulunda 15 üyenin 10’u Çinli, 4’ü Uygur, 1’i Kazaktır. Bunlar içerisinde Wang Lequan genel sekreter iken, dönemin Özerk Bölge Hükümet Başkanı Ablet Abdureşit genel sekreter yardımcısı olmuştur.[12]   Bütün bu gerçeklere rağmen, Çin yönetimi bölgedeki Çinli nüfusu Uygur nüfusundan az göstermektedir. Mesela, 1997 yılında Çin’in ilan edilen resmi rakamlarına göre, Uygur nüfusu 7,916,013, Çinli (Han) nüfusu 6,432,816’dir.[13]  Zhu Kun-ren’in ifadesine göre, Uygur Özerk Bölgesinde Üretim ve İmar Ordusu’na mensup 2,427,900 ve bunlara ait şirket ve işletmelerde çalışan ayrıca 703,700 Çinli bulunmaktadır ki, bunlar bölgedeki genel Çinli nüfusun içerisinde yer almazlar.

Çin yönetimi 1990’lı yıllardan itibaren kuzeybatıyı kalkındırma projesi çerçevesinde Doğu Türkistan’ın Urumçi, Karamay, Şihenze gibi belirli şehirlerine büyük miktarda yatırım yaparak gökdelenler inşa etti. Bu proje ve yatırımların asıl amacı ise, Zhu Kun-ren’e göre, Doğu Türkistan’daki Çinlilerin Çin’in deniz kıyısındaki gelişen şehirlerine gitmelerini engellemek ve bu suretle onları bölgede tutmak, diğer taraftan Çin’in iç bölgelerindeki diğer Çinlileri bölgeye çekmekti. Yani asla Doğu Türkistan Türklerinin hayrına değildi. Son yıllarda ise, bir taraftan Doğu Türkistan’a milyonlarca Çinli göçmen nakledip onlara iş, aş ve barınma sağlarken, diğer taraftan bölgedeki Uygur gençlerini, özellikle genç Uygur kızlarını istihdam bahanesiyle Çin’in iç bölgelerine nakletmektedirler. Zhu Kun-ren’in ifadesine göre, amaç Uygurların 2. kuşak nesillerini Çinlileştirmektir. Çin yönetiminin son üç yılda Doğu Türkistan’da uygulamaya koyduğu “çift dilli eğitim” politikası da Uygur Türklerine yönelik asimilasyonun diğer bir halkasıydı. Bu, Çince eğitimi ilkokullardan itibaren zorunlu hale getirerek Uygur çocuklarını milli kimliğin bir parçası olan ana dilinden koparmaya yönelik bir uygulamadır. Daha da kötüsü, Çin yönetimi, anayasasında “inanç özgürlüğü” yer almasına rağmen,  Uygur Türklerinin ibadet özgürlüğünü kısıtlamış, bununla ilgili çok sert önlemler almıştır. Mesela camilerin kapılarına tabelalar asarak Komünist Partisi üyeleri ve Komünist Gençler Birliği üyelerinin, devlet memurlarının, emeklilerin, 18 yaşını doldurmayanların, köy memurlarının ve kadınların camiye girmelerini yasaklamıştır. Dini eğitim veren kişiler, Kur’an kursu açanlar yasadışı dini faaliyet yürütmekle suçlanıp şiddetli bir şekilde cezalandırılmıştır. Çin yönetimi bir taraftan “inanç özgürlüğü”nü savunurken, diğer taraftan yoğun bir şekilde ateizm propagandası yapmaktadır: “Ateizm Marksizm dünya görüşünün temeli, ayrıca yakın çağ ve çağdaş dönemdeki tüm bilimlerin teorik temelidir. Parti ve devlet geniş halk kitlesi arasında ateizm propagandası yaparak bilimsel ruhu canlandırmayı devamlı surette teşebbüs etmiştir.” “Cehaletten kurtulmanın önemli tedbirlerinden biri bilimsel ateizm dünya görüşü hakkında propaganda yapmak ve eğitim vermektir.”, “Din ile bilim birbirine karşıdır.”[14]

Çin yönetimi asimilasyon politikasını değişik sloganlarla örtbas etmeye çalışmıştır. Mesela “planlı doğum politikası”nın Uygur halkının milli kalitesini yükseltmek, yaşam ve refah seviyesini artırmak için uygulandığı; “çift dilli eğitim” politikasının ise Uygurların eğitim seviyesini yükseltmek, iş bulmalarını kolaylaştırmak için uygulandığı; Doğu Türkistan’a göç ettirilen Çinli göçmenlerin Doğu Türkistan’ın kalkınmasına, ekonomisinin geliştirilmesine yardım etmek için geldikleri; Uygur gençlerinin Çin’e nakledilmesini “istihdam” amacıyla yapıldığı söylenmiştir.

Çin yönetiminin Doğu Türkistan’daki bütün bu uygulamalarını “Doğu Türkistan Çin toprağıdır, öyleyse bölgede her şeyi yapabilirim, kimse karışamaz” anlayışına bağlamak mümkündür. Ancak Uygur Türklerini azınlık duruma düşürmek, sonra yavaş yavaş eritmek suretiyle asimile etmek ve sonuçta yok etmek için bölgeye yerleştirilen Çinli göçmenler çok büyük sosyal sorunları beraberinde getirmiştir: İşsizlik artmıştır, eğitimde ve istihdamda eşit fırsat ilkesi çiğnenmiştir, ahlaksızlık, uyuşturucu kullanımı, suç oranı artmıştır. Gençler umutsuzluğa sürüklenmiştir. Uygurlar devlet kurumlarındaki pozisyonlarından çekilmeye zorlanmıştır. Bölgenin doğal kaynakları talan edilmekte, göçmen Çinliler zenginleşirken yerli halk fakirleşmektedir. Daha da kötüsü Çin milliyetçiliği arttığı için ırkı küçümseme ve hakaret yaygın hale gelmiştir. Adeta Uygur Türkleri Çin vatandaşından sayılmamaktadır. Mesela 2008 Olimpiyatları sırasında Pekin’deki pek çok Uygur kovulmuş, hatta Kaşgar’daki Uygur gençleri potansiyel tehlike olarak görülüp gözaltında tutulmuştur. Uygur Türkleri Çin’de normal bir Çin vatandaşı gibi otellerde yer bulamamaktadır. Çinlilerin 2. sınıf vatandaş muamelesi Uygur Türklerinde derin kin ve nefret uyandırmış, onların milli kimliğini kamçılamış, Çin yönetimine ve Çinlilere karşı husumet ve düşmanlık beslemesine neden olmuştu. Son yıllarda iki toplum arasındaki gerilim artmış, toplumsal çatışma kaçınılmaz bir hale gelmişti. Urumçi’de yaşanan “5 Temmuz” olayları işte Çin yönetiminin Uygur halkına karşı takındığı düşmanca tavrın, 60 yıldan beri sistematik ve planlı şekilde uygulamaya çalıştığı asimilasyon politikasının bir sonucuydu. Ama bütün bunlara rağmen, Çin yönetimi sorumluluktan kaçmış, olayı yurtdışına bağlamaya, kontrol ettiği devlet medyası vasıtasıyla örtbas etmeye, geçiştirmeye çalışmıştır. Bu haksızlıklar tabii olarak “Doğu Türkistan Türk toprağıdır” tezini savunanların ellerini güçlendirmiş, tek seçeneğin özgürlük ve bağımsızlık olduğunu tüm millete idrak ettirmiştir.[15] Çünkü Çin yönetiminin 1955 yılından beri bölgeye tanıdığı özerklik, asimilasyon hedefini engelleyeceği için hiçbir zaman gerçek anlamda uygulamaya konmamış, Uygur Türklerinin sorunlarını çözmemişti. Dolayısıyla özerklik modelinden hiçbir umudu kalmayan Uygur Türkleri kesin çözümü bağımsızlıkta görmektedirler.

 Özetle söylemek gerekirse, bütün bunlar aslında “Doğu Türkistan Çin toprağıdır” tezi ile “Doğu Türkistan Türk toprağıdır” tezinin çatışmasıdır. Bunlardan biri ortadan kalkmadıkça bu çatışma sürüp gidecektir. “5 Temmuz olayları”ndan sonra merkezi hükümetin sorumluluk almaması, olaylara neden olan yerel yönetimin başı Wang Lequan ve Nur Bekri’yi görevden almaması, sorumluları yurtdışından aramaya çalışması[16] Çin yönetiminin asimilasyon politikasını sürdürme eğilimine işaret etmektedir. Çin yönetimi Uygur Türklerini dil ve kültür yönünden asimile etse bile, manevi yönden, yani Uygurların dini kimliğini yok edemez. Çünkü Uygur Türk kimliği milli ve dini kimlikten oluşmaktadır. Etnik çatışma bir şekilde önlense bile, din çatışması (Müslümanlar ile Budistlerin çatışması)nın önlenmesi mümkün değildir. Dolayısıyla Çinlilerin bu gerçeği kabul etmesi, bir an önce asimilasyon politikasından vazgeçmesi, bir orta yolu denemesi gerekir. Uygur Türklerine kendi topraklarında özgür, geleceğinden endişe duymadan, adil, eşit, insanca yaşama koşulları sağlanırsa, hiç olmazsa bugünkü acı olayların tekrar yaşanması önlenmiş olur.   

 

 

 

 



* Ege Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü öğretim üyesi.

[1] Millet Nezeriyisi ve Milletler Siyasiti Hekkide Umumiy Bayan, Editör: Xu Yuqi, Şincang Helk Neşriyatı, Urumçi, 2003, s. 484. Çinlilere göre, bu cevaba esas teşkil eden tarihi deliller şunlardır: Çin Han döneminde (M. Ö. 206 – M. S. 25 yılları arası) Batı Bölgesinde ileri karakolları, garnizonlar, idare birimleri kurmuştur. Karahanlılar sülalesi döneminde hükümdarlar kendilerine “Tabğaç Han” derlerd ki, bu da “Çin hanı” demektir. Aynı eser, s. 485-488

[2] Ottura Asiya ve Cenubiy Asiyadiki Millet, Din Toknuşi (Orta Asya ve Güney Asya’daki Etnik ve Din Çatışması), Şincang Helk Neşriyatı, 2003, s. 373. Bu cevabın sahiplerine göre, Doğu Türkistan adı üstünde bir Türk toprağıdır. Eskiden beri burada yaşayan hakim nüfus Türklerdir. Tüm yer adları Türkçedir. Tarih boyunca pek çok Türk devleti kurulmuştur.  Başta Mesut Sabrı Baykuzu, İsa Yusuf Alptekin ve Mehmet Emin Buğra olmak üzere Uygur Türk milliyetçileri bu tezi savunuyorlardı.

[3] Devletin güçlenmesi veya zayıflaması, milletin büyümesi veya yok olması kuzeybatı bölgesine bağlıdır. Tarihte kuzeybatı bölgesini kontrol altına alan hanedanlıklar, mesela Han, Tang, Yuan ve Qing  güçlenmiş, İki Jin, İki Song hanedanlıkları kuzeybatı bölgesini ellerinde tutamadığı için zayıf düşmüşlerdir. Liu Xue-yao, “Kuzeybatı. Kuzeybatı”, Zhong-guo Bian-zheng (Çin’in Hudut Bölgeleri Politikası), Tai-pei,  1981, Sayı. 72, s. 16

[4] Millet Nezeriyisi ve Milletler Siyasiti Hekkide Umumiy Bayan, s. 7

[5] Millet Nezeriyisi ve Milletler Siyasiti Hekkide Umumiy Bayan, s. 58-61

[6] “Çinli (Han)ler azınlıklardan ayrılamaz, azınlıklar Çinli (Han)lerden ayrılamaz, azınlıklar da birbirlerinden ayrılamaz” < Deng Xiao-ping. Millet Nezeriyisi ve Milletler Siyasiti Hekkide Umumiy Bayan,  s. 12-13

[7] Zhu Kun-ren, “Sincan’daki Bölücülük Meselesi Hakkındaki Yüzeysel Muhakeme”. Bu makalenin nerede yayımlandığı bilinmiyor. Muhtemelen iç kısımda okunması için yazılmıştır. Bu makalenin Uygur Türkçesi ve Türkiye Türkçesine çevrilmiş tam metni için bkz. alimcaninayet.com. Zhu söz konusu makalesinde özetle şunları yazmıştır:   Merkezi hükümetin uzun, orta ve kısa vadeli bir takım planları olması gerek. Son hedef Uygurları asimile etmek olması gerek. Önce Uygurların dilini yok etmek lazım. Çincenin Şincan’daki hakim pozisyonunu koruyup Uygur dilinin etkisini yavaş yavaş zayıflatmak lazım. Uygurlar arasında çocukken Çince-Uygurca çift dilli öğretimi uygulamaya koymak gerek. Şincan’ın altyapı inşaatına büyük yatırım yapma ve batı bölgesini geliştirme rüzgarından yararlanarak pek çok göçmeni Şincan’a (özelikle Güney Şincan’a) nakletmek mümkün. İç bölgelerdeki üniversitelerde okuyan Şincanlıları iç bölgelerde tutarsak, 2. kuşaklarını asimile edebiliriz hem de onların Şincan’a döndükten sonra Uygurlara yeni güç olarak katılmasını önleyebiliriz. Geçen 20 yılda Şincan’dan 200,000 üst düzey ihtisas sahibi dönmüştür. Bu deniz kıyısı bölgelerindeki ekonomik gelişmelerin insanları celp etmesinin sonucudur. Bu durum dış güç ile sınırlandırılmadıkça, örneğin batı bölgesini geniş çapta dışa açmadıkça devam eder.

[8] Prof. Dr. Jun Takada, Chinese Nuclear Tests, IRYOKAGAKUSHA Tıbbi İlimler Neşriyatı, Tokyo, 2009,  s. 3-13

[9] 1997 Şincang Yılnamesi, Şincang Helk Neşriyatı, Urumçi, 1998, 15-18

[10] 1997 Şincang Yılnamesi, s. 112

[11] 1997 Şincang Yılnamesi,  s. 739

[12] 1997 Şincang Yılnamesi,  s. 91

[13] 1997 Şincang Yılnamesi, s. 15

[14] Millet Nezeriyisi ve Milletler Siyasiti Hekkide Umumiy Bayan, s. 472-473

[15] “Doğu Türkistan Türk toprağıdır” tezini savunanlar  Doğu Türkistan’daki Çin yönetimini asla kabul etmemiş, 1930’lu ve 1940’lı yıllarda geniş çaplı milli ayaklanmaları organize ederek iki kez bağımsızlığını ilan etmişlerdi. 1949 yılından sonraki komünist iktidarı dönemi boyunca bağımsızlık ruhu ve düşüncesini canlı tutmuş, edebiyat ve sanat vasıtasıyla sürdürmüş, zaman ve fırsatı geldikçe eyleme dönüştürmekten geri kalmamışlardı. Bugün bu tez uluslararası platforma taşınmış, uluslararası nitelik kazanmış bulunmaktadır.  

[16] Çin yönetiminin her olayda sorumluları yurtdışından araması zaten yabancılara güvenmeyen Çinli (Han)lerin milliyetçilik duygularını, kendi hükümetini savunma içgüdüsünü uyandırmaktadır. Dolayısıyla Çin komünist partisi her olayda haklı olarak görülmekte, bu suretle iktidarını biraz daha pekiştirmektedir.  

 
Yorumlar
Henüz Bir yorum Yapılmamış.
 
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.


Daha önce eklenmiş haberler
MİLLETLERİN KENDİ KADERİNİ TAYİN ETME HAKLARINDAN SÖZDE OTONOMİYE DOĞRU 14.01.2010
ÇİN KOMÜNİSTLERİNİN CİNAYETLERİ 22.01.2009
GELİŞEN DÜNYA KONJONKTÜRÜNDE DOĞU TÜRKİSTAN’IN DURUMU 23.01.2009
PROF. DR. ALİMJAN İNAYET BİLEN ÖTKÜZÜLGEN SÖHBET 23.01.2009
“SENMİNZHUYİLİQ BİRLESHKEN ZHONGGUO KONFEDERASYONİ ANA XATLİRİ” TOGHRİSİDA 24.01.2009
MİLLİ MÜCADELE YÖNTEMLERİ VE İSA YUSUF ALPTEKİN 23.01.2009
TÜRK OCAGHİ İZMİR SHUBİSİDE BERİLGEN DOKLAT 23.01.2009
ÇİNLİ TERÖRİST SHENG SHİH-TSAİ’İN 1933-1944 YILLARI ARASINDA KATLETTİĞİ DOĞU TÜRKİSTAN TÜRKLERİ 23.01.2009
TILNING ASMILATSIYELISHISHI VE QOSH TILLIQ MAARIP 01.06.2009
XİTAYNİNG HEQİQİ İCHKİ YÜZÜ 01.06.2009
ASİMİLASYON 28.08.2009
3. Dünya Uygur Kurultayının Ardından 20.07.2009
Rabia Kadir'in Hayatı ve Mücadelesi 08.09.2009
Çin'in Uygur Türklerine Yönelik Asimilasyon Politikası ve Bunun Sonuçları 08.09.2009
RFA BİLEN ELİP BERİLGHAN SÖHBET 12.09.2009
Otonomi Kanunu 22.10.2009

 

 
© 2008 Her Hakkı Saklıdır | Bu sitenin içeriği Prof.Dr. Alimcan İNAYET tarafndan eğitim amacıyla hazırlanmıştır. | Tasarım & Uygulama