Ana Sayfa
Hakkımda
Kitaplarım
Makalelerim
Bildirilerim
Haberler
Halkiyat
Bağlantılar
İetişim
 
ÜYE GİRİŞİ                Yeni Üye »
Kullanıcı Adı :   
Parola :   
   
  Selahattin ARTUN Kişisel Web Sayfası
ASİMİLASYON

SİNCANDAKİ BÖLÜCÜLÜK MESELESİ HAKKINDAKİ YÜZEYSEL MUHAKEME

 

Zhu Kunren

 

10. Ulusal Halk Kurultayı Daimi Komitesinin Heyet Azası

Ulusal Halk Kurultayı Kanun Komisyonunun Müdür Yardımcısı

Kurtuluş Ordusu Genel Lojistik Bölümü Eski Siyasi Komiseri

 

Geçen onlarca yılda Doğu Türkistan güçleri Şincan’da çok güçlendiler. Eğer şimdi de Doğu Türkistan güçlerinin Şincan üzerindeki etkisi çok basitleştirilirse, şüphesiz ki, kendimizi de, başkalarını da kandırmış olacağız. Daha dikkatli gözlemleyecek olursak, 80’li ve 90’lı yıllar gerçekten Doğu Türkistan güçlerinin çok güçlendiği 20 yıl oldu. Bu durum hem dışarıdaki uluslararası çevre ile ilgilidir hem de yurtiçindeki yanlış politika ile ilgilidir. Doğrusunu söylemek gerekirse, geçmiş Çin hükümetinin Şincan’ı idare etmeye dair yönerge ve siyasetleri bana göre pek başarılı olmadı. Özellikle 80’li yıllardan sonraki politikaları. Bugünkü Doğu Türkistan ayrılıkçı güçlerinin gittikçe güçlenmeleri bunun en iyi delilidir. Doğrusunu söylemek gerekirse, işte bu yönerge ve siyasetler etnik çatışmaları şiddetlendirdi; Şincan’ın bağımsızlığı meselesinin büyümesine ve gelişmesine yol açtı.

Söylendiğine göre, geceleri çok ağlayan çocuk General Wang Zhen’in adını duyduğu zaman korkudan ağlamayı kesermiş. Bundan Wang Zhen’in heybetini anlamak mümkündür. Wang Zhen Zhong-hua (Han Çinlileri) milletinin yürekli kahramanıdır. O Zuo Zong-tang’ın Şincan’ı idare etmesiyle ilgili “askerlerin tarla açıp ekin ekerek sınırları koruması” politikasını sürdürüp Şincan’da Üretim-İnşaat Ordusu’nu kurdu. Normalde sivil olup, savaş vaktinde asker olarak hizmet eden bu kurum Şincan’ın birliği ve gelişmesi için katkı sağladı. “Çağırıldığında gelebilen, savaşırken zafer kazanabilen” milyon kişilik bu ordu, devletten bir tane hububat talep etmedi. Wang Zhen Şincan’daki bölücü güçlere büyük bir kuvvetle darbe indirip Şincan’ı onlarca yıl sakin tuttu. Ama Wang Zhen de biraz acımasızlık yaptı. Yani söylendiğine göre, Wang Zhen askerlerini köyleri kuşatmaya emredip köylülerden Kurtuluş Ordusu askerlerini öldürenleri teslim etmelerini istemiş, sonra da askerlerine köylüler eğer teslim etmezlerse bir asker için o köydeki erkeklerden beş kişiyi öldürmeyi emretmiş. Eğer söylendiği gibi ise, gerçekten biraz vahşilik yapmıştır. Ama ince düşünüldüğünde bunun da haklı tarafı olup, Çin’in istikrarına faydalı olmuştur. Çünkü hükümetin acıması, yumuşak davranması ile bölücüler fikrini asla değiştirmez. Aksine onlar hükümeti zayıf zannedip kendi güçlerini geliştirirler. Onlar büyüyüp karşı koymak mümkün olmayacak duruma geldiği zaman, devlet ordusu ile disiplinli ordu arasında kanlı savaş ortaya çıkar.  Onun için düşmana acımak  kendisine zorbalık etmektir. Ama mesele o ki, o dönemdeki devlet gücü nedeniyle Merkezi hükümet Sincan bölgesine pek de yumuşak davranmadı. Zorbalıktan kalan lekeyi zamanında yok edemedi. İnsanların kalbine serpilen bu nefret tohumu 80’li yıllarda filizlendi. Ancak genel olarak bakıldığında, Mao Zedong dönemi Şincan vaziyeti en sakin, etnik çatışma yatışmış dönem oldu. Şincan’daki kardeşlerimiz bu konuda ortak duyguya sahip idi. Hu Yaobang dönemine gelince, subjektif davranma yanlışlığı görüldü. Yani “Şincan, Şizan (Tibet) Hakkında Altı Madde” çıkarıldı. Bunun genel anlamı şöyle idi:

1.      Tam özerk olma;

2.      Eğitilip yetiştirilme;

3.      Özerk bölge özelliğine uygun gelen canlı siyaset kullanarak özerk bölge ekonomisini geliştirme;

4.      Çok büyük bütçe ayırıp çiftçilik, hayvancılık üretimini geliştirip bölgedeki her millet halkının acil ihtiyacına sarf etme;

5.      Özerk bölgenin kültür, eğitim ve bilimle ilgili işlerini aslına döndürme;

6.      Şincan’a, Şizan (Tibet)a giden memurları gruplara, takvime ayırarak iç bölgeye nakletme.

Yukarıdaki altı maddeyi gerçekleştirmek için Şincan Özerk Bölge Komünist Partisi bütün Şincan çapında çeşitli düzeydeki yönetim kurullarını ayarlamayı, azınlık millet memurlarının oranını artırmayı, Çinli memurları erken emekliye ayırmayı veya onların iç bölgelere gitmelerine yardım etmeyi kararlaştırdı.

Hu Yao-bang’ın fikrince, siyasette Şincan’a ayrıcalık tanınırsa, ekonomisi geliştirilirse, azınlık milletler de Çinlilere doğal olarak yakınlaşır, vatanın bütünlüğü tabii olarak korunur. Kim bilir ki, Uygurlar Çin’i kendi devleti olarak görmedi. Batının bir gazetecisi şöyle bir olayı anlatmış: Devlet bayrağını korumaktan sorumlu bir ilkokul öğrencisi her gün açılıp toplanan devlet bayrağını içeri götürüp çiğnemiştir. Nefret insanı nasıl bu dereceye getirir?

Hu Yao-bang temel olarak birkaç noktada yanıldı:

1.                       Şincan’a hükmetmede gerçekten dayanılacak gücün Uygurlar değil, Çinliler olduğunu, Uygurların sadece ittifak unsuru olduğunu, gücün temel gövdesi olamayacağını anlamadı. Şincan ile ilgili altı maddenin birkaç maddesi Çinlilerin menfaatine doğrudan zarar verdi. Mesela yüzde altmış siyaseti: İşçi alınırken, üniversitelere öğrenci alınırken Şincanlıların yüzde altmış olması, yöneticiler arasında 1. başkanın Uygur olması gibi uygulamalar gerçekte Şincan’daki Çinlileri 2. sınıf vatandaş durumuna düşürdü. Bunların uygulanması, doğal olarak yerel yönetimlerin engellenmesine maruz kaldı. Şincan’daki her millet insanları arasında çatışma tohumları ekti, birbirleriyle olan çatışmaları artırdı. İnsanı hayrete düşüren odur ki, bu politika Uygurların Çinlilere olan iyi izlenimini güçlendiremedi. Özellikle 90’lı yıllardan sonra piyasa ekonomisinin gelişmesi ve hükümet organlarının azaltılması ile devlete ait işletmeler zorda kaldı. Söz konusu politika yine bir yük getirdi. İş yerlerinden boşaltılanların çoğu Uygurlar oldu. Çünkü hizmetçiler arasında onların oranı yüksek, kalitesi düşük idi. Hatta üniversiteye alınanların yüzde altmış olması politikası da üniversite öğrencilerinin istihdam problemi piyasa ekonomisi nedeniyle yük oldu, hem de çok tehlikeli yük oldu. Onlar muayyen bilim aldılar, ama iş bulamayınca topluma itiraz ettiler. Sonra ne oldu? Tarihte yaşanmış herhangi bir kargaşa, her hangi bir örgütün başarı kazanması bilgili pek çok kişinin katılımıyla olmuştur. Bir sürü cahile dayanarak işi başarmak mümkün değildir. Halbuki Şincan’da bugünkü üniversiteler gerçekte öyle insanları yetiştirmektedir.

2.                       Kanun gerçekte Uygurlara olan gücünü yitirdi. Eğer gerçek kanuna göre iş görülürse, Uygur gençlerinin yarısından fazlası hapse girer. Bu söz biraz aşırı, biraz abartılı görülse de, Şincan’daki asayişi koruma yönündeki zayıflıkları yansıtır. Şincan’da meydana gelen sahte nitelikli bazı cinayetler, mesela kebapçıyı (Uygur’u) öldüren katili sadece iki sene mahkum etme gibi uygulamalar halkın gazabını çekti. Eğer yüzde altmış olma politikası iktisadi menfaate zarar verdiyse, asayiş koruma durumunun bu şekilde kötüleşmesi yaşam haklarına zarar verdi. Eğer kendi haline bırakılırsa, geniş çapta milli katliama ve nüfusun anormal artmasına – Şincan’daki Çinlilerin iç bölgelere doğru akmasına neden olur. Ayrıca, böyle kanat altına alınmaktan Uygurlar minnettar olur mu? Onların fikrine göre, et sunulan insanı eti almaz ise öldürmek gerekir. Polislerde Uygurları koruma mecburiyeti vardır, eğer korumaz ise öldürmek gerek. Onlar kanunlara karşı mecburiyetini asla düşünmezler. Bizim politikamız onları buna alıştırmıştır. Halbuki, bu politika Çinliler arasında nasıl etki yaratmıştır? Şimdi bir örneğe daha bakalım:

1993 yılında Şincan’ın Kaşgar şehrinde kanlı cinayet olayı yaşandı. O cinayeti bugün hatırlarsak bile insanı ürpertir. Şincan’daki Çinlilerin hayatının çöp kadar değeri olmamıştır.  Kaşgar şehrinde iş yerinden çıkartılan Çinli kadın bahçenin önünde bilardo tahtası kurup geçimini sağlamıştır. Üniversiteden tatile gelen kız öğlen arası 14 yaşındaki kız kardeşini yanına alarak annesinin yerine bilardo tahtasına göz kulak olmaya gelmiş. Annesi yemek yemeye gitmiş. İşte o anda üniversiteden gelmiş kızından ayrılmış. Kızların annesi gittikten sonra, birkaç Uygur çocuk bilardo oynamaya gelmiş. Bilardo oynarken, onların arasındaki birisi deminki kızın kardeşine sarkıntılık etmeye başlamış. Kız göğsünü gererek ortaya çıkıp kardeşini korumaya çalışmış ve bir kelime ağır laf söyleyince göğsüne hançer sokulmuş, olay yerinde can vermiş. Kızın kardeşi çığlık atmaya başlayınca deminki Uygur çocuğu çarşı tarafına doğru gitmiş. Çevresindekilerin hepsi Uygur olup, hiçbiri onu engellememiş, polise de haber vermemiş. Annesi dönüp bu faciayı gördükten sonra polis çağırmış. Polis çevredeki insanlara sorduğunda, hiç kimse, ayrıca bilardo oynamaya gelenler de katili gördüğünü söylememiş. Polisler ertesi gün katili içki içmekte olduğu yatağında bulup yakalayarak sorguya çektiklerinde, dün içki içip sarhoş olduğundan ne yaptığını hatırlamadığını söylemiş. Mahkeme katile sarhoş olup insanın yaralanmasına sebebiyet vermesi dolayısıyla iki yıllık hapis cezasına çarptırmış. Toplumda hemen tartışma yaratmış. Ölenin ailesindekiler cesedi taşıyarak gösteri yapacağını söylemiş. Hükümetin ilgili kurumları onları ikna etmeye çalışmış, nafaka vermeye, iş vermeye söz vererek yumuşak ve sert vasıtaları kullanarak olayı yatıştırdıktan sonra geçiştirmiş.

3. Milli kültürün gelişmesi, özellikle dilin gelişmesi. Dil bir milletin canıdır. Bir milleti istediği gibi kontrol etmenin en iyi yöntemi onların dilini yavaş yavaş yok etmektir. Hu Yao-bang’ın yaptığı en büyük yanlışlık Uygurların ana dilini özgürce geliştirmesine izin vermesidir. 1980 yılındaki 10. Merkezi Komite 3. Genel Toplantısı’nda azınlık milletler bölgelerindeki camii ve medreseleri açma, “Kur’an-i Kerim”i tekrar neşretme kararı alındıktan sonra, Şincan, Ningxia ve Qinghai gibi eyaletlerdeki cami ve medreseler tekrar açıldı. Bozulan cami, medrese, ibadet yeri ve dini harabeler restore edildi. Köyler ve şehirlerdeki dini okullar yağmurdan sonraki bambu gibi çoğalıp binlerce, on binlerce çocuk dini okullara girip din eğitimi aldı ve Arap alfabesini öğrendi. Pek çok ebeveyn çocuklarını Çince okullara vermeden, onlara din ve Arap Alfabesini öğretti. Din okullarına bir ara çocuklar sığmadılar. Ama Güney Şincan’daki bir çok Çince okullarda öğrenci azaldı. Bundan görmek mümkün ki, o zaman merkezi komite yüce sosyalist medeniyet karşısında din bir tekme atmaya bile değmez diye düşünmüştü. Netice bunun aksi oldu. 30 yıl ateizm propagandası, fikir değiştirme hizmeti yapıldıysa da, dinin Uygurları celp etme gücü gayet büyük oldu. Daha büyük ahmaklık şu oldu ki, 13 Eylül 1982’de özerk bölge yasa çıkararak tekrar Arap Alfabesini (Kona yezık: Eski yazı) kullanmaya dönüldüğünü ilan etti. Arap Alfabesi ile Çince pinyin yan yana konularak özerk bölgenin hükümet yazısı yapıldı. Böylece Mao Zedong döneminde başlayan alfabe reformu, yani Şincanlılara uygulanan asimilasyonun en önemli halkası yok edildi.

Uygurların alfabesini ıslah etme 1961 yılında başlamıştı. Bir süre denendikten sonra, merkez ve özerk bölge Uygurca Arap alfabesini yürürlülükten kaldırma, özerk bölge içerisinde Çince pinyine göre düzenlenen Latin alfabesini kullanma, ilkokuldan ortaokula kadar olan kitapların tamamen Latin alfabesiyle basılması zorunlu hale getirildi. Böyle zorla uygulanan alfabe reformuyla, Uygurlar kültür ve dini geleneklerini devam ettirecek adam bulamaz bir duruma gelmişlerdi. Hükümet okullarında okuyanlar Uygurca Arap alfabesini okuyamaz, Arap alfabesiyle yazılmış tarihi eserleri okuyamaz, Arap alfabesini bilen yetişkinler ise Latin alfabesini okuyamaz bir duruma düştüler ve medeniyet yönündeki kopukluk gün geçtikçe ağırlaşarak Çinlileşme gittikçe yaygınlaştı. Uygurların Arap alfabesi, o milletin medeniyet ve dini geleneklerini hatırlatan en önemli vasıtadır, ayrıca Uygurlar ile İslam dinine inanan azınlık milletleri ayırt eden işaretlerin biri sayılır. Eğer o politika devam ettirilseydi, bugün Şincan’ı idare etmek çok kolay olacaktı. O zamanlarda Çin içe kapalı bir şekilde gelişmekteydi. Uluslar arası baskı göz önüne alınmasa da olurdu. Bugün uluslararası baskı karşısında geri adım atmaya mecbur kalırız. Alfabe ıslahatını bugün gerçekleştirmek mümkün değildir.

O zamanki merkezi komite saflık edip Uygurların Arap alfabesine dönülürse, Uygurlara yaranmak mümkün diye bakarak kendi ayağına balta vurdu. Üstelik sonrakilere de zarar verdi. Düşünün ki, Uygurlar ilkokuldan liseye kadar Uygurca eğitim alırlarsa, üniversiteye girip bir yıl Çince öğrenirse, sonra dört yıl Çince branş dersi alırsa, ne öğrenebilirler?

4. Çeşitli düzeydeki yöneticilerin 1. başkanının Uygur’dan olmasını talep etmek gerçekte Doğu Türkistancı güçlerin kudurmuş hırsına medet oldu. Tarihte Şincan’daki yüksek düzeyli pek çok Uygur memur Doğu Türkistan faaliyetine katılmış veya Doğu Türkistancıları açıkça ya da gizlice desteklemişlerdir. Bir çok yerde Uygur’dan olan 1. başkanın onayını aldıktan sonra ateş etme hakkında emir verilince pek çok asker boşu boşuna kaybedildi. (Şincan’daki askerlerin hatıralarına bakınız). Yerel yönetimlerde Uygur yöneticiler Uygurlara maksatlı veya maksatsız yanlı davrandıkları zaman Çinlilerin yaşam koşulu çok kötüleşmiştir. Şunu söylemek gerekir ki, Çinliler biraz sabırlı ve zorluğa dayanıklı olup geçimini sağlayacak imkan oldu mu karşılık göstermez. Öyle olmasaydı, Güney Şincan’da geniş çaplı kanlı çatışma çoktan meydana gelmiş olurdu. Dikkate değer bir nokta o ki, şu an yurtdışı kamuoyunda Şincan meselesi söz konusu olduğunda, Hu Yao-bang’ı övüp Wang Zhen’i küçültücü sözler söylenmektedir. Çünkü bu ikisinin politikası gerçekte Şincan’da farklı sonuç verdi, değil mi? Bu durum meseleyi açıklamıyor mu?

 

Şincan’ı İdare Etmenin Yegane Yöntemi Olan Nüfus Göçürmenin Karşılaştığı Gerçekçi Meseleler

 

Bir yeri idare etmede ilk unsur insandır. Ayrıca yönetim tabakası ve idarecilerin dayanacağı halk tabakasıdır, yani gücün kaynağıdır. İkincisi maddi temeldir, yani insanların yaşam koşuludur.

Birinci noktada iki yöntem vardır: İlk olarak, yerli azınlıklara dayanarak yerli milletleri hem destekleyip hem parçalayıp Çinlilerden ayrılamayacak hale getirmek gerekir. Milleti farklı olduğu için, niyeti de farklı olur. Devlet zenginleşip güçlendiğinde yerli milletleri beslerse, onlar devlet dairesi içerisinde kalmayı ister. Devlet zayıflarken, onlar bağımsız olup daha büyük menfaate sahip olmayı düşünür. Elbette böyle satın alma amaçlı “ibadet yeri yapma” ve beslemeler ile meseleyi çözmek mümkün değildir. Çünkü gerçekte yerli milletleri asimile etmek mümkün değildir. İkinci olarak, çok sayıda göçmen naklederek Çinli nüfusunu nüfusun temel gövdesine dönüştürmek ve yerli milletleri tedrici asimile etmek gerekir. Bunu aslında Zhang Zuo-lin kuzeydoğuda kullanmıştı. Shandong gibi yerlerden kuzeydoğuya her gün bir kaç trenle adam taşımıştı. Bu yakın çağda kuzeydoğunun bölünüp gitmemesinin en önemli sebeplerinden biri olsa gerektir. Devlet kurulduktan sonra Üretim-İnşaat Ordusu’nun kuruluşunda da bu anlayış göz önünde bulundurulmuştur. Şincan Üretim-İnşaat Ordusu’nun yapısına bir göz atalım:

Üretim-İnşaat Ordusu’na bağlı 13 tarım tümeni, bir inşaat tümeni, 174 çiftçilik, hayvancılık alanı ve pek çok sanayi, trafik, imar, ticaret işletmeleri vardır. 2000 yılının sonuna kadar Üretim-İnşaat Ordusu’na mensup genel nüfus 2,427, 900 kişi, iş yerindeki işçi ve hizmetçi 703,700 kişi oldu. Üretim-İnşaat Ordusu’nu bağlı kurumlar Şincan’daki 13 il, vilayet ve şehre yayılmış olup her bölgeye kazık gibi çakılarak Şincan hakimiyetini elde tutan gücün temel noktası kılındı.

Ancak, göçmen nakletme politikası Şincan’da reel sorunlarla karşılaştı. İlk olarak, maddi temel olup, en önemlisi su meselesiyle karşılaştı. Su olmasa insan yaşayamaz. Şincan’daki yağışlar genel olarak Atlantik denizinin kuzey batı akımından gelir. Sonra kuzey denizinin soğuk hava akımından gelir. Pasifik denizi ve Hint denizinin mevsimsel rüzgarı Şincan’a giremez. Bütün Şincan’ın yıllık ortalama yağış miktarı 145 mm. olup Çin’in ortalama değeri (630 mm.)nin yüzde 23’ne tekabül eder. Yerküresinin benzer çaptaki bölgeler içerisinde Şincan’ın yağışı en azdır. Yağış oranının dağılımı şöyledir: Yağış oranı kuzey Şincan’da Güney Şincan’dakinden yüksek, batı kesimlerde doğu kesimlerdekinden yüksek, dağlı yerlerde düz yerlerdekinden yüksek, ovalığın çevresinde ovalığın ortasındakinden yüksek, rüzgarın temas ettiği yatay yerlerde rüzgarın temas etmediği yatay yerlerdekinden yüksektir. Bu durum Şincan ikliminin kurak olmasını belirlemiştir. Şincan’ın toprakları çok geniş ise de, çoğu yer kumlu ve çöldür. Şincan hükümetinin ilan ettiği istatistiklere göre, Şincan’daki nüfusun yüzde 95’i Şincan’ın yüz ölçüsünün yüzde 3’ünü oluşturan yeşillik alanlara toplanmıştır. Yeşillik bölgelerde nüfusun yerleşme oranı 1 kilometre karede 200 kişi olmuştur. Bazı yerlerde bu oran 500 kişi olup iç bölgelerdeki nüfus yerleşme oranına yaklaşmıştır. Eğer yeni su kaynağı olmaz ise, göçmen nakledecek boşluk kalmaz. Onun için daha farklı göçmen nakletme şeklini kullanmak zorundayız, yani iç bölgelerdeki üniversitelerde okuyan Şincanlıları iç bölgelerde tutarsak, 2. kuşaklarını asimile edebiliriz hem de onların Şincan’a döndükten sonra Uygurlara yeni güç olarak katılmasını önleyebiliriz.

İkinci olarak, nüfusun geri dönmesi meselesi. Nüfusun geri dönmesi toplumun gelişme seviyesi, toplumun güvenlik durumu ile sıkı bağlıdır. Verilere bakıldığında, geçen 20 yılda Şincan’dan 200,000 üst düzey ihtisas sahibi dönmüştür. Bu deniz kıyısı bölgelerindeki ekonomik gelişmelerin insanları celp etmesinin sonucudur. Ama bunun sonucunda ortaya çıkan meseleler ihmal edilmemelidir. Batı bölgesinde ihtisas sahipleri yetişmez. Geri dönen bu kişiler hükümdar tabakanın dayandığı unsurlar idi. İhtisas sahiplerinin bu şekilde geri dönmeleri hükümran tabakanın gücünü doğrudan zayıflattı. Gerçekte ihtisas sahiplerinin geri dönüşüyle ekonominin gelişmesi yavaşlar. Geri dönenlerin örnek gösterilmesi ihtisas sahiplerinin daha fazla geri dönmelerine neden olacaktır. Bunun sonucunda kalitesizlik ortaya çıkar. Bu durum dış güç ile sınırlandırılmadıkça, örneğin batı bölgesini geniş çapta dışa açmadıkça devam eder.

Bugün aydın ve teknisyenlerden ibaret ihtisas sahipleri iç bölgelere geri dönmekte. Bu çok korkunç değildir. Korkunç olan o ki, Kosova’daki Sırpların yoğun olarak Yugoslavya’nın iç bölgelerine göç etmeleri gibi, sıradan Çinli siviller yoğun bir şekilde iç bölgelere geri dönerlerse, Çin’de felaket olur, Sovyetler Birliği’nin Orta Asya’dan ayrılması gibi bir iş olur. Gerçekte, Çin’in özel devlet yapısı ( mesela nüfus düzenlemesi, geçici ikamet belgesi düzenlemesi ) olduğu için, böyle göç etme geçici olarak ortaya çıkmayabilir. Eğer Doğu Türkistan teröristlerine etkili darbe vurulmaz ise, Şincan’ın ekonomik seviyesi yükseltilmez ise, nüfusun böyle bilinçsiz göç etmesi önlenemez.

3.      Meseleyi çözmenin yolu

Birincisi, su kaynaklarını çoğaltıp suyu tasarruf etme.  Su kaynaklarını çoğaltmada, ilk olarak yağış oranını artırmak gerekir. İyi haber o ki, Şincan’daki yağış oranı yavaş yavaş artmaktadır. Çin haber ajansının 10 Kasım 2002’deki telgrafına göre, yerküresinin çölleşmesi gittikçe ağırlaşırken, eskiden beri yağışın az olduğu Şincan yavaş yavaş “nemlenme”ye başlamıştır. 40 yıldan beri, özellikle son 10 yıldan beri Şincan’ın hava sıcaklık derecesi yavaş yavaş yükselmiş, yağış oranı gittikçe artmıştır. Kuzey yarımkürenin benzer çaptaki bölgelerinin hava durumundaki genel değişim o ki, hava sıcaklığı yükselmiş, yağış oranı azalmıştır. Ancak Şincan bunun dışında kalmıştır. Son 30 yıldan beri, yani 1961 yılından 1990 yılına kadar yağış oranı Kuzey Şincanda yüzde 6.9, Tanrı Dağları’nda yüzde 3.6, Güney Şincan bölgesinde yüzde 21.2 artmıştır. Şincan’daki kuraklığın kısa zaman içerisinde tamamen değişmesini umut etmezsek de, yağış oranının artması Şincan’ı açmanın çok iyi fırsatı sayılır. Fırsatı değerlendirip Şincan’ın zayıf ekolojik muhitini iyileştirmek, özellikle Tarım nehrinin aşağı mecrasındaki kara kavak ve ılgınları kurtarmak durumundayız.

İkincisi, yer altı suyunu açma. Şincan’ın yer altı su rezervi 63 milyar metre küp olup her sene bunun 20 milyar metre küp kısmını açıp kullanmak mümkündür. Şu anda her yıl açılan yer altı suyu 3 milyar 400 milyon metre küp bile değildir. Aksine bölgeler arasında çok dengesizlik var. Yer altı suyunu açma şu anda Urumçi, Sanci, Turfan, Kumul gibi sanayisi hızlı gelişen kuzey ve doğu bölgelerde yoğunlaşmıştır. Güney Şincan’daki bölgelerde yer altı suyunu açma çok az oldu. Gerçekte bu durum Şincan’ın farklı bölgelerindeki ekonominin gelişme seviyesini ve nüfusun yoğunluk derecesini ifade eder. Şincan bölgesinde yer yüzündeki yağış oranı sınırlı olduğundan, yer altı suyunu kullanılabilir su kaynağı olarak görmek mümkündür. Jeolojik araştırmaların seviyesi ve gücünün artmasıyla birlikte, yer altı su depoları ardı ardına keşfedildi. Yeni su kaynaklarının keşfedilmesi, şüphesizdir ki, yerlilerin ekonomik gelişmesini kamçılar. Tipik örnek o ki, Çin kömür jeoloji kurumları Çin’in “çok kurak” diye bilinen Şincan’daki Turfan, Piçan ve Toksun düzlüğünün kuzey batısında büyük ölçüde “yer altı su deposu” olduğunu, suyun kalitesinin içilebilir ölçülerde olduğunu keşfetmiştir. Bu yer altı su deposunun keşfedilmesi o bölgedeki kömürü açmaya imkan yarattı. Kömür rezervi 1 milyar 400 milyon tonun üzerinde olan bu maden 60’li, 70’li yıllarda keşfedilmiş olmasına rağmen, su yetişmediği için, kömür çıkarma işi gündeme sokulmamıştı. Şimdi elektrik kurumları burada elektrik santralı kurup Şincan’ın güneyi ile kuzeyinin elektrik hattını bağlayan düğüm yaratarak bu bölgeyi Şincan’da “batının elektriğini doğuya ulaştıran” ilk noktaya dönüştürmeyi planladı. Bunun dışında, 2001 yılında Tarım ovasında çok büyük yer altı su deposu keşfedildi. Düşünün ki, Tarım’daki petrol savaşı, batının gazını doğuya gönderme, Kazakistan’ın petrolünü açma gibi faaliyetler sırasında, bu yer altı su deposunun keşfedilmesi gerçekten şifalı yağmur gibi geldi.    

Üçüncüsü, su nakli. Kuzey Şincan’ın suyunu Güney Şincan’a nakletmek gerek. Bilindiği gibi, Şincan’ın su kaynakları eşit dağılımlı değildir. Kuzeyde su çok, güneyde su az Kuzey Şincan’da sel felaketi de oluyor. Gerçekten Kuzey Şincan’dan Güney Şincan’a su nakletmeyi düşünebiliriz. Böyle suyu çok olan yerlerden çöl, suyu olmayan yerlere su götürüp ekolojiyi değiştirme hususunda uluslararasında başarılı deneyimler vardır. İsrail’in kuzeyin suyunu güneye taşıma inşaatı bunlardandır. İsrail’de su kaynağı olan yerler çok dengesiz olup, su kaynağının yüzde 80’i kuzeyde, sulamaya muhtaç olan toprakların üçte ikisi güneydedir. Kuzeyin suyunu güneye nakletme inşaatı İsrail’deki su kaynaklarının uygun olmaması durumunu değiştirip güneyin gelişmesini engelleyen temel sorunu çözdü kötü ekolojik muhiti değiştirip güneyin ekonomisini geliştirdi. Ayrıca, Yahudilerin yaşama alanlarını genişletip hiçbir şey bitmeyen çölleri yeşilliklere dönüştürdü ve kaliteli meyve, sebze ve çiçekler üretti. İsrail’in başarısı Güney Şincan bölgesindeki su yetişmezlik gibi zor meseleyi çözmemizde en faydalı bir örnekle temin etmiştir.

Önce Şincan’ın haritasına bakalım. Şincan’ın İli bölgesi ve Altay bölgesindeki iki nehir, yani İli Nehri ve Ertiş Nehri yurtdışına (Kazakistan’a) akıp gider. Bu iki nehrin su miktarı tüm Şincan’daki su miktarının üçte bir kısmını teşkil eder. Bunun yüzde 20’sinden yararlanabiliriz. Diğer yüzde 80’i yurtdışına akıp gider. Bunu çabuk nakletmeyi düşünmemiz lazım, gerçi böyle yapmak, uluslararası su kaynaklarına egemenlik meselesini ortaya çıkarsa da. Şincan bölgesinde suyun buharlaşması çok olduğunu nazarda tutup, suyu kanalla değil, boruyla nakletmek gerekir. Teknik yönünden hiçbir zorluğu yoktur. Ekonomik yönünden bakıldığında, kısa süre içerisinde büyük yatırım yapılıp çabuk kar elde edilemez ise de, devletin her yıl Şincan’a yoksulları desteklemek için verdiği yardım parasını ve suyu getirdikten sonra Çinli göçmenlerin gelmesiyle askere verilen bütçenin azaltılmasını düşündüğümüzde, böyle boru ile su nakletme buna değer.  

Yukarıda su kaynaklarını açma üzerinde durduk. Şimdi suyu tasarruf etme hususunda duracağız. Bilindiği gibi, su kaynakları açılıp tasarruf edilmez ise, su yine yetişmez. Şu an sadece Şincan’da değil, Güney Çin’in Zhujiang nehri mecrasındaki bazı yerlerde de su yetersizdir. Gerçek şu ki, Şincan bölgesinde su tasarrufu işleri iyi yapılmadı. Şimdi Kuzey Şincan’daki bazı bölgelerde yer altı su seviyesinin alçalması durumu görüldü. Şincan’da sarf edilen toplam su miktarının yüzde 98.5’i tarımda kullanılır. ( Şincan’da petrol sanayinin gelişmesiyle bu oran biraz düştü). Az sayıdaki bölgeleri saymaz isek, sulama yöntemi hala ilkel seviyededir. Verilere göre, Şincan’daki sudan yararlanmada israf  etme durumu ağırdır. Mesela kanallardan yararlanma oranı sadece 0.45 imiş. ( Kanallarda sudan yararlanma oranı ana kanaldan tarladaki kanallara kadar çeşitli düzeydeki su ulaştırma sistemindeki zararı yansıtır, tüm kanal sisteminin sudan yararlanma oranını gösterir.) Şincan’da her dönüm için kullanılan toplam su miktarı 800 metre küp ( gerçekte bundan fazla), Hoten’de 1100-1200 metre küp, Yarkent’te 1000 metre küp, Aksu’da 1200-1500 metre küp olmuştur. Kuzey Şincan Tarım 7. tümeni ve 8. tümeninde 500 – 590 metre küp olmasına rağmen, mahsule etki etmemiştir.  

Yukarıdaki rakamlardan görmek mümkün ki, Şincan’da su tasarrufunda çok şey yapmak mümkündür. Kanallardan yararlanma oranını artırma tarımda kullanılan suyu tasarruf etmenin etkili yolu sayılır. Şimdiki 0.45’ten 0.51’e çıkarmak tamamen mümkündür. Mesela bugün Tanrı Dağlarının kuzey eteklerinde 0.71’e ulaştırıldı. Bir diğeri de, sulama miktarını azaltmak mümkündür. Yani her dönüm için kullanılan suyu 800 metre küpte 700 metre küpe, daha da çabalayarak 600 metre küpe indirmek mümkündür. Her dönüm için kullanılan su 800 metre küpten 700 metre küpe indirilirse, sulama yüz ölçümünü 3 milyon dönüm çoğaltmak mümkündür. Bunun dışında, sudan yararlanma verimliliğini artırmak gerekir. 1 metre küp su ile üretilen mahsulü hesap etmek suretiyle sudan yararlanma verimliliğine bakmak gerek. Araştırmalara göre, Manas bölgesinde 1 metre küp su ile 0.7 kilo buğday üretilmiş, yüksek verimli yerlerde 1.5 kilo buğday üretilmiştir. Püskürtme yöntemiyle sulama gerçekleştirildikten sonra 2 kiloya ulaştırılmıştır. Uluslararası seviye ile karşılaştırıldığında, mesela İsrail’de 1 metre küp su ile 2.3 – 2.6 kilo buğday üretilmiştir. Bilindiği gibi, Şincan’da suyu tasarruf etmenin imkanı büyük.

Su inşaatında da yapılacak işler vardır. Şincan Üretim-İnşaat Ordusu 30 yıldan beri düzlükte 3 milyar metre küp su deposunu, birkaç 10 milyon metre küp hacimli dağlı bölge su depolarını yaptı. (Bunu elbette ikisi için harcanan bütçe ve teknik seviyesindeki fark ortaya çıkarmıştır). Düzlükteki su depoları gerçekte doğal göllerin suyunu kaparak, doğal göllerin suyunu azaltarak hacmini küçülttü. Şincan’daki düzlük su depolarının derinliği iki metreden altı metreye kadardır. Şincan’da suyun buharlaşmasının çok olduğu göz önüne alırsa, su kaynağı çok ağır zarara uğrar. Gerçekte depoları derinleştirmek suretiyle bu zararı önlemek mümkündür. Bunun dışında, dağlı bölgelerdeki su deposu inşaatını da gündeme getirmek gerekir. O zaman sel felaketi döneminde suyu toplayıp suyun boşuboşuna ziyan olmasını önlemek mümkün.

Suyu tasarruf etme teknolojisini yaygınlaştırmaktan başka yine, su kaynaklarını yönetmeyi güçlendirmek lazım. Dar görüşleri azaltmamız, üretimde kullanılan su ile gündelik yaşamda kullanılan suyu birleştirerek düşünmemiz, suyu rastgele açma olaylarını sınırlandırmamız lazım. Tarım nehrinin aşağı mecrasında 30 yıldır su gelmediği için pek çok toprak kurumuştur. İşte bu su kaynaklarını tek elden yönetmenin yetersizliğinden görülen ekolojik kötüleşmenin tipik misali sayılır. İyi ki Şincan Özerk Bölge hükümeti bu meselenin ciddiyetini kavrayıp Şincan’da su kaynaklarını koruma altına alan ilk yasayı, yani “Özerk Bölge yer altı su kaynaklarını yönetme genelgesi”ni onaylayarak Ağustos 2002 yılından itibaren yürürlüğe koydu. Bunun dışında “Su almada izin istemeyi uygulamanın ilkeleri”, “Kuyuları yönetmenin geçici usulü”, “Gölleri yönetmenin geçici usulü” ve “Tarım nehrinde su kaynaklarını yönetme genelgesi”ni de ilan etti.

Eğer su meselesi çözülebilirse, Şincan’a, özel olarak Güney Şincan’a çok sayıda göçmen nakletme işi düşünülebilir. Şincan’daki milletlerin dağılımına bakalım: Şincan’daki nüfusun dağılımı milletlerin toplu yerleşmesi özelliğine sahiptir. Uygurların oranının yüzde 20’yi aşan yedi il, vilayet (oblast) ve şehir Tanrı Dağı’nın güneyindeki Güney Şincan’dadır. Şincan’ın en güneyinde bulunan Hoten bölgesinde Uygurların oranı yüzde 96.9’a ulaşıp tek millet haline gelmiştir. Şincan’ın en kuzeyindeki Altay bölgesinde Uygurlar sadece yüzde 1.8’i teşkil eder. Uygurların çoğunlukta olduğu, yani yüzde 50’i geçen bölgeler beş olup, buralara Uygurların yüzde 80’den fazlası toplanmıştır. Bu beş bölge Hoten ili, Kaşgar ili, Aksu ili, Turfan ili ve Kızılsu Kırgız Otonom vilayeti (oblastı)nden ibarettir. Ayrıca Hoten ve Kaşgar Doğu Türkistan teröristlerinin mekanıdır. İsrail’in yöntemini kullanarak Çinlileri yoğun olarak Güney Şincan’a göç etmeye teşvik etmek lazım. (İnsanın olmadığı yerlere göç etmek lazım, Çinliler gelip Uygurların yaşadıkları yerleri ele geçirdi gibi izlenimi vermemek lazım). Bununla birlikte, su getirildiği için yerlilerin ekonomisi de gelişir, Şincan’daki Uygurların yaşam standardı yükselir, böylece Doğu Türkistan teröristlerinin yaşama alanı sınırlandırılmış olur.

4.      Şu Aşamada Hükümetin Kullanacağı Taktikler

Şu anki Doğu Türkistan terör örgütlerinin faaliyetlerini göz önünde bulundurarak, hükümet aşağıdaki taktikleri kullanabilir:

A.     Terör eylemlerine kesin darbe vurmak gerekir. Teröristler tespit edildiği anda hiç tereddüt etmeden öldürmek, uluslararası insan hakları örgütlerinin müdahalesine asla bakmamak lazım. Kanıtlar gösteriyor ki, ceza müddeti dolup serbest bırakılan teröristler çoğu zaman terör örgütlerinin dayanağı olmuştur.

B.     Terör örgütlerinin finans kaynaklarını, özellikle yurtiçindeki finans kaynaklarını bloke etmek lazım.

C.     Uluslararası düzeyinde önlem almak lazım. Eğer uluslararası güçlerin desteği olmazsa, Doğu Türkistan terör örgütleri asla ortam yaratamaz. Uluslararasında Çin hükümetinin elinde Yunanistan kozu, Kıbrıs kozu vardır. Türkiye’ye yönelik seyahat ve ekonomi kozu, Kürt kozu vardır. Ortadoğu’da Suudi Arabistan’a yönelik füze kozu vardır. Orta Asya’da yakında kurulan Shanghai İşbirliği Örgütü bölücülere karşı etkili silah sayılır. Elbette, gözümüzü sadece Doğu Türkistan teröristlerine dikersek, çok yüzeysel olur. Amerika’nın Orta Asya’daki silahlı gücü gerçek hedef sayılır.

D.     Uygurları Döngen, Moğol ve Kazaklar aracılığıyla kontrol etmek gerek. Eğer Şincan’ın çeşitli bölgelerindeki milletlerin nüfus oranını tahlil edersek, şu anlaşılır ki, yeni Çin kurulduktan sonra Şincan’daki bölgelerin bölünmesinde bu ilke yansıtıldı. Mesela Bayıngulin vilayeti(oblast)ndeki nüfus içerisinde Moğollar sadece yüzde 4.5’i, Uygurlar yüzde 34.3’ü oluştururlar. Moğolların diğer bir otonom vilayeti (oblast) olan Börtala’da Moğollar nüfusun yüzde 6.8’ini, Uygurlar yüzde 16’sini teşkil ederler. Şüphesizdir ki, o dönemdeki hükümetin ince planının neticesidir. İli bölgesinde Uygurları Kazaklara dayanarak kontrol etmek gerek. Eğer doğal kaynakların dağılımı araştırılırsa, bu prensibi daha net görmek mümkündür.

E.      Şincan’ın ekonomik gelişmişliğini gerçek anlamda artırıp Şincan’daki Çinli memurların seviyesini yükseltmek gerek. Bilindiği gibi, hükümetin imajı propaganda hizmetiyle sıkı bağlıdır. Ama ne yazık ki, hükümetin propagandayı kontrol etmesi gerek vasıta yönünden olsun, gerekse etki yönünden olsun çok kötü olmuştur. Bununla birlikte, bazı hükümet kurumlarının hizmet stilini iyileştirip küçük işler nedeniyle sürtüşmelerin şiddetlenmesini önlememiz gerekir.

F.      Şincan’da kanunları gerçek anlamda uygulayıp Çinlilerin yasal menfaatini garanti altına almak, göçmenlere ilham vermek gerek. Çinliler göç etmeyi istemez diye bakmamak gerek. Gerçekte Şincan’daki pamuğun büyük kısmını Sichuanli çiftçiler toplarlar. Onlar çok az ücret karşılığında, pek çok Uygur’un yapmak istemediği işleri yaparlar. Eğer muayyen ayrıcalıklı politika uygulanırsa, geçmiş yıllarda Shandongluların Shanhaiguan’ın doğusundaki yerlere akın etmesi gibi bir ortam kesinlikle Şincan’da ortaya çıkar.

 

Şincan Meselesi Çin Hükümeti’nin Karşılaştığı En Büyük Meselelerden Biri Olmakta

 

Afganistan savaşı sona erip, Amerikan ordusunun Orta Asya’ya girmesiyle bu meselenin ağırlığı ortaya çıkmaya başladı. Amerika’nın etnik sorunları çözmede kullanmaya alıştığı vasıta (Kosova örneği)yı düşünmemiz gerek. Şincan’ın toprağı geniş, kaynakları boldur. Şincan elden giderse, sonucu tasavvur etmek mümkün değildir. Şincan Özerk Bölgesi’nin sekreteri Wan Lequan’ı Merkezi Komite Siyasi Bürosu’na alarak Çin hükümetinin Şincan’a önem verdiğini yansıtmasını talep ederim. Şincan’ı sıkı tutup açmak bizim hedefimiz, ayrıca Çin’in geleceği sayılır. Merkezi hükümette uzun, orta ve kısa vadeli bir takım planlar olması gerek. Uzaktan bakıldığında, son hedef Uygurları asimile etmek olması gerek. Önce Uygurların dilini yok etmek lazım. Şimdi aşağıdaki tedbirler göz önünde bulundurmaya değer:

1.                       Çincenin Şincan’daki hakim pozisyonunu koruyup Uygur dilinin etkisini yavaş yavaş zayıflatmak lazım. Bu gerçekte zor iş değildir. Şincan’ın ekonomisi geliştirilirse, iç bölgeler ile alaka çoğalırsa, Çince’nin hakim pozisyonu doğal olarak güçlenir. Çinliler belirleyici iktisadi pozisyona sahip. Uygurlar arasında çocukken Çince-Uygurca çift dilli öğretimi uygulamaya koymak gerek. Hükümet hizmetçilerinin Çince’yi kullanması lazım ( veya Çince’yi iyi öğrenmeyi ödüllendirmenin şartı yapmak lazım). İç bölgelerdeki işletme ve çeşitli derneklerin de kendi katkısını sağlaması lazım. Mesela Uygur öğrencilere Çince öğrenme ödülü vermeleri lazım. Bunları gözü kapayıp açıncaya kadar yapmak mümkün değildir.  Ama uzun müddet devam ettirilirse, etkisi büyük olur.

2.                       Milletlerin birlikteliğini korumak lazım, ama bunun için Çinlilerin menfaati bedel olarak ödenmemelidir. Söylediğimiz gibi, Çinlilerin menfaati bedeline milletlerin birlikteliğini korumak mümkündür. Özellikle hükümetin 1. başkanın Uygur olmasıyla ilgili genelgesi bürokrasi geleneğine sahip Çin’de çok büyük itirazlara yol açmıştır. Kanunu gerçek anlamda uygulayarak devleti kanunla idare etmek lazım, Şincan’daki Çinlilerin yaşam koşulunu iyileştirip Çinlilere yönelik 2. sınıf vatandaş muamelesini değiştirmek lazım, böylece Şincan’daki Çinlilerin gönlünü teskin etmek lazım. Şu anda Çinlilerin yoğun olarak Çin’e geri dönmemesinde nüfus politikası önemli bir sebeptir. Ancak devlet iktisadının gelişmesiyle, nüfus politikasının yürürlülükten kaldırılması kaçınılmaz.   Günlerin birinde gerçekten Çinlilerin yoğun olarak iç bölgelere dönmelerini önlenmek lazım. Su kaynakları bol olan, açılmamış yerlere göçmen nakletmek, Çinli göçmenleri insanın olmadığı yerlere gönderme, makro noktadan bakıldığında, yerli milli delikanlılarının tenkidine ve karşı koymalarına maruz kalabilir. Ama yerli millet halkı ile doğrudan karşı karşıya gelinmez ve birbirlerine dokunmaz ise, onlarla zenginlikleri kapışmaya girişilmez ise, halkın menfaatine zarar verilmez ise, bunun sonucunda ortaya çıkan çatışma toplumun alt tabakalarına yayılmaz.

3.                       Şincan’ın altyapı inşaatına büyük yatırım yapma, batı bölgesini geliştirme rüzgarından yararlanarak Şincan bölgesinin su inşaatı ve ulaşımını büyütmek lazım. Demiryolu yapma ve su inşaatını fırsat bilip bir taraftan Şincan’ın ekonomisini geliştirmek mümkün. Diğer taraftan pek çok göçmeni Şincan’a (özelikle Güney Şincan’a) nakletmek mümkün. Mesela Şincan’daki Hoten bölgesinin yüz ölçümü 247,800 kilometre kare olup, tüm Şincan’ın yüzde 15’ini teşkil eder. Yeşillik alanı 9730 kilometre kare, ekin alanı 2,620,500 kilometre kare olup, kişi başına 1.62 dönüm toprak düşer. Toplam nüfusu 1,743,813’tür. Uygurlar 1,685,823 kişi olup toplam nüfusun yüzde 96.68’ini teşkil eder. Nüfusun doğal büyüme oranı yüzde 11.4 olup, Çinliler ancak 54,326 kişidir.

4.                        Terör eylemlerine kesin darbe vurmak gerekir. Teröristleri tespit edildiği anda hiç tereddüt etmeden öldürmek, uluslararası insan hakları örgütlerinin müdahalesine asla bakmamak lazım. Kanıtlar gösteriyor ki, ceza müddeti dolup serbest bırakılan teröristler çoğu zaman terör örgütlerinin dayanağı olmuştur. Terör örgütlerinin finans kaynağını, özellikle devlet içindeki finans kaynağını bloke etmek gerek. Teröristlerin mamur şehirlerdeki paradan yararlanmasını önlemek için Uygurların yerleştiği kadim bölgelerde şehir kurmamak, Uygurların olmadığı yeni şehirleri, yani Yeni Şihenze, Yeni Küytun, Yeni Aral (Aksu’da)ları kurmaya devam etmek lazım.

5.                        Şincan bölgesindeki askeri gücü güçlendirmek lazım. Halk askerleri örgütü askeri gücün önemli terkibidir. Üretim-İnşaat Ordusu hakkında konuşmaya hacet yoktur. Şehirlerde, mesela Urumçi’de de halk askerlerini örgütlemek lazım. Uygulanabilir tasarı o ki, sokakları dayanma ağı yapmak, şirketleri güç birliği haline getirmek, etkili eğitim ve silah mekanizmasını kurmak lazım. Bir olay olduğunda, çağırıldığında gelebilen, geldiği anda savaşabilen duruma getirmek lazım. Bunun dışında, Şincan’daki disiplinli orduyu güçlendirmek, Lanzhou askeri bölgesinin gücünü artırmak lazım. Bu disiplinli ordu Şincan’ın bağımsızlığına karşı koymakla birlikte, Orta Asya’daki Amerikan ordusuna ve Güney Hindistan’a da karşı koyar.

6.                       Uluslar arası düzeyde savunma. Gerçekten uluslararası güçlerin desteği olmazsa, Doğu Türkistan terör örgütleri asla ortam yaratamaz. Bu noktayı onların kendileri de iyi bilir. Onlar Pan-İslamizm güçleri ve Pan-Türkizm güçlerine dayanırlar. Şu anda Rusya Çeçenistan’da bataklığa batmış durumda, Çin noktasından bakıldığında bu hem sevinilecek durumdur hem kaygı duyulacak durumdur. Sevinilmesi gereken nokta o ki, Rusya Çeçenistan’da bataklığa ne kadar derin batarsa, Çin’e tehdit olma durumu o kadar ertelenir, belki Çeçenistan meselesinin uzun süre çözülmeden devam etmesi Çin’n kuzeydeki topraklarını geri alması için umut doğurur. Kaygı duyduğumuz nokta o ki, Çeçenistan’ın bağımsızlık hareketi Orta Asya’da koşullu tepki doğurması mümkün. O zaman Orta Asya’da şimdiki dinin dışındaki hakimiyetlerin korunup korunamayacağı hakkında bir şey söylemek zordur. Uluslararasında Çin hükümetinin elinde Yunanistan kozu, Kıbrıs kozu vardır. Türkiye’ye yönelik seyahat ve ekonomi kozu, Kürt kozu vardır. Ortadoğu’da Suudi Arabistan’a yönelik füze kozu vardır. Orta Asya’da yakında kurulan Shanghai İşbirliği &Oum

 
Yorumlar
Henüz Bir yorum Yapılmamış.
 
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.


Daha önce eklenmiş haberler
MİLLETLERİN KENDİ KADERİNİ TAYİN ETME HAKLARINDAN SÖZDE OTONOMİYE DOĞRU 14.01.2010
ÇİN KOMÜNİSTLERİNİN CİNAYETLERİ 22.01.2009
GELİŞEN DÜNYA KONJONKTÜRÜNDE DOĞU TÜRKİSTAN’IN DURUMU 23.01.2009
PROF. DR. ALİMJAN İNAYET BİLEN ÖTKÜZÜLGEN SÖHBET 23.01.2009
“SENMİNZHUYİLİQ BİRLESHKEN ZHONGGUO KONFEDERASYONİ ANA XATLİRİ” TOGHRİSİDA 24.01.2009
MİLLİ MÜCADELE YÖNTEMLERİ VE İSA YUSUF ALPTEKİN 23.01.2009
TÜRK OCAGHİ İZMİR SHUBİSİDE BERİLGEN DOKLAT 23.01.2009
ÇİNLİ TERÖRİST SHENG SHİH-TSAİ’İN 1933-1944 YILLARI ARASINDA KATLETTİĞİ DOĞU TÜRKİSTAN TÜRKLERİ 23.01.2009
TILNING ASMILATSIYELISHISHI VE QOSH TILLIQ MAARIP 01.06.2009
XİTAYNİNG HEQİQİ İCHKİ YÜZÜ 01.06.2009
ASİMİLASYON 28.08.2009
3. Dünya Uygur Kurultayının Ardından 20.07.2009
Rabia Kadir'in Hayatı ve Mücadelesi 08.09.2009
Çin'in Uygur Türklerine Yönelik Asimilasyon Politikası ve Bunun Sonuçları 08.09.2009
RFA BİLEN ELİP BERİLGHAN SÖHBET 12.09.2009
Otonomi Kanunu 22.10.2009

 

 
© 2008 Her Hakkı Saklıdır | Bu sitenin içeriği Prof.Dr. Alimcan İNAYET tarafndan eğitim amacıyla hazırlanmıştır. | Tasarım & Uygulama