Ana Sayfa
Hakkımda
Kitaplarım
Makalelerim
Bildirilerim
Haberler
Halkiyat
Bağlantılar
İetişim
 
ÜYE GİRİŞİ                Yeni Üye »
Kullanıcı Adı :   
Parola :   
   
  Selahattin ARTUN Kişisel Web Sayfası
GELİŞEN DÜNYA KONJONKTÜRÜNDE DOĞU TÜRKİSTAN’IN DURUMU

GELİŞEN DÜNYA KONJONKTÜRÜNDE DOĞU TÜRKİSTAN’IN DURUMU

 

Bilge Tigin

 

 

A.    Doğu Türkistan’da Durum

Çin komünistlerinin Doğu Türkistan’da 60 yıldan beri gerçekleştirmek istedikleri barışık toplum, kardeş toplum yaratma projesi bugün kesin olarak iflas etmiştir. 1950’li yıllardan 1990’lı yıllara kadar geçen 40 yıllık süreçte Uygur toplumu ile Çinli toplum arasındaki sürtüşme ve çatışmalar çeşitli propagandalarla örtbas edilmiş, pek fazla su yüzüne çıkmamıştı. Son yıllarda bu iki toplum arasındaki çatışmalar gözle görülür bir şekilde ortaya çıkmış, nefret ve düşmanlığa dayanan ayrışma derinleşmiştir. Bugün gelinen noktada, toplum “Uygurlar” ve “Çinliler” olmak üzere ikiye ayrılmıştır.  Durumun bu noktaya gelmesine Çin komünistlerinin Doğu Türkistan’da uyguladıkları ırkçı, baskıcı, sömürgeci, ateist ve asimilasyon politikaları neden olmuştur. Bundan sonraki süreçte bu iki toplumun tekrar bir araya gelmesi ve birbirleriyle barışık bir şekilde birlikte yaşaması mümkün gözükmemektedir. Bugün bölgede Uygurlar Çinlilere; Çinliler de Uygurlara nefretle bakmakta, birbirlerine güvenmemekte ve düşmanca davranmaktadırlar.  Bu durum iki toplum arasında ileride patlak verecek topyekun sosyal çatışmanın işaretleridir. Bu durumun baş sorumlusu Çin komünistleridir.

 

Son yıllarda Çin’deki dengesiz ekonomik gelişmeler toplumdaki bu ayrışmayı daha da derinleştirmiştir. Çin’deki gelişmiş bölgelerin geri kalmış bölgelerin ham maddelerini talan etmeleri, ucuz işgücünü sömürmeleri, bölgesel tarımın, sanayinin, esnafın önünü kesmeleri bölgesel ve toplumsal çatışmaları körüklemektedir. Örneğin iki yıldan beri Çin yönetiminin istihdam bahanesiyle Doğu Türkistan’dan yüz binlerce (her sene 14-18 yaşlarında 175 bin) Uygur kızını Çin’e zorla nakletmesi Uygur toplumunda infial yaratmış durumdadır. Uygur Türkleri bu durumu hakaret olarak algılamaktadırlar. Çin komünistlerinin açıkça hakarete kadar varan bu politikaları Uygur toplumunun genelinde bir uyanmaya, silkinmeye sebep olmuştur. Uygur Türkleri artık Çin komünistlerinin propagandalarının yalan ve sahte olduğunu anlamış, Çinlilerin sinsi, düşmanca emellerinin farkına varmıştır. Bundan dolayı, Uygur toplumunda milli bilinç ve milli kimlik duygusu hızla artmıştır.

 

Doğu Türkistan genelinde, nüfusun üçte birinin yaşadığı kuzey bölgelerin daha gelişmiş, üçte ikisinin yaşadığı güney bölgelerin geri kalmış olması, gelişmiş bölgelerde de zenginleşen kesimlerin daha çok Çinlilerden oluşması, refah seviyesindeki uçurum Uygurlarla Çinlilerin arasını daha da açmıştır. Çin yönetiminin ve Çinli şirketlerin bölgedeki doğal kaynakları talan etmeye devam etmesi, bölge kaynaklarıyla bölge insanını sömürmesi, fakirleştirmesi ve köleleştirmesi de yangını körüklemiştir. Eğitimdeki eşitsizlik, Çince eğitim politikasıyla tasfiye edilmiş öğretmenler sorunu, üniversite mezunlarının iş bulamaması,  toplum genelindeki işsizlik, umutsuz gençlerin artması, uyuşturucunun ve AIDS hastalığının yaygınlığı, sağlık hizmetlerindeki yetersizlik, mülkiyet hukukundaki çelişkiler, rüşvet ve yolsuzluk, yasadışı tutuklama ve yargısız infaz, insan hakları ihlalleri ve işkence Uygur Türklerini kesin bir yol ayrımına getirmiştir.

 

Doğu Türkistanlılarca başından beri farkına varılan sahte özerkliğin maskesi son yıllarda iyice düşmüştür. Doğu Türkistan özerk bölge olmasına karşın, devlet memurlarının büyük çoğunluğunun Çinlilerden oluşması, devlet organlarının, kurum ve kuruluşların başkan ve başkan yardımcılarının hemen hemen tamamının Çinlilerden oluşmuş olması Çin komünistlerinin sahtekarlığını tüm çıplaklığıyla ortaya koymuştur. Bugün Uygur Türkleri Çin yönetiminin bölgede bir taraftan planlı doğum politikasıyla, zorunlu kürtaj ve kısırlaştırma tedbirleriyle Uygur nüfusunu kontrol altına alırken,  öte yandan bölgeye yoğun bir şekilde Çinli göçmen yerleştirmesinin, ayrıca dil ve kültür politikasının önceden tasarlanmış asimilasyon projesinin adımları olduğunun farkına varmışlardır.  Çin komünistlerinin İslam dinine karşı tavrı ve uygulamaları da Müslüman Uygur Türklerini derinden yaralamıştır. Dini eğitim haklarının verilmeyişi, toplu ibadetlerin kısıtlanması, memur ve öğrencilerin camilere sokulmaması, oruç tutmalarına izin verilmemesi, dini kitapların yayınının engellenmesi, hac ibadetinin kontrolü, zorunlu kürtaj gibi uygulamalar Uygur Türklerinin dini duygularını incitmiştir. Bugün Uygur Türklerinin Çin yönetimine karşı milli mücadelesi, aynı zamanda dini mücadele karakteri kazanmaya başlamıştır. Bundan dolayı, iki toplum arasındaki toplumsal çatışma artık kaçınılmaz görünmektedir. 

   

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ortaya çıkan bağımsız Türk Cumhuriyetleri, Kosova’nın, Abhazya’nın ve Güney Osetya’nın bağımsızlığını kazanması, dünya kamuoyunun Doğu Türkistan davasına olan ilgisi Uygur Türklerinin özgürlük ve bağımsızlık umutlarını yeniden yeşertmiştir. Uygur Türkleri artık kendilerinin de özgür ve bağımsız olacağı günlerin yaklaşmakta olduğuna kesin olarak inanmaya başlamışlardır. Bunun bir sonucu olarak, Doğu Türkistan’da bilinçli örgütlenmeler, bilinçli direniş ve mücadeleler görülmeye başlamıştır.

 

B.     Dünyada Doğu Türkistan Meselesi

 

Medya ve iletişimdeki gelişmeler Doğu Türkistan meselesinin dünya kamuoyuna tanıtılması için büyük fırsatlar yaratmıştır. Dünya artık Çin komünistlerinin sahte propagandalarına değil, gerçeklere kulak vermekte, bölgede olup bitenleri yakından takip etmektedir. Bu durumda yurtdışındaki yapılanmalar, faaliyetler, etkinlikler, tanıtımlar büyük önem kazanmaktadır. Milli hareketin başına Rabia Kadir Hanım’ın geçmesiyle, yurtdışındaki faaliyetler ivedi kazanmış, yeni bir döneme girmiştir. Rabia Kadir Hanım’ın karizması, yurtiçi ve yurtdışındaki saygınlığı, liderlik vasfı, samimiyeti, heyecanı, davaya olan sonsuz güven ve inancı Uygur milli davasına yeni bir soluk getirmiştir. Dünya Uygur Kurultayı tüm Uygur Türklerince kabul edilmiş bir örgüt niteliği kazanmıştır. Daha önceki dağınık durumun yerine derli toplu bir düzen gelmiş, daha seviyeli, yöntemli ve etkin faaliyetleriyle Uygur Türklerine büyük umut vermiştir. Ortaya çıkan bu sinerji Doğu Türkistan davasına inanan, gönül veren ve ilgi duyanları da coşturmuştur. Başta Amerika olmak üzere batılı ülkelerin Doğu Türkistan meselesine olan ilgisi davanın uluslar arası platforma taşınmasında büyük rolü olmuştur. Bugün Doğu Türkistan meselesi Amerikan kongresinde, Avrupa parlamentosunda ve çeşitli ülkelerin parlamentolarında gündeme gelen, konuşulan bir mesele haline gelmiştir. Çin yönetiminin küstah tehditlerine rağmen, devlet başkanlarının Rabia Kadir Hanım’ı kabul etmeleri Uygur meselesinin dünyada tanındığını apaçık ortaya koymaktadır. Mesele artık Uygur meselesi olmaktan ziyade, bir dünya meselesidir. Gelinen bu noktadan geriye dönüş olmayacaktır. Bu durumda yurtdışındaki faaliyetlerin demokratik yasal haklar çerçevesinde giderek yaygınlaştırılması, kuvvetlendirilmesi ve hedefe odaklanması gerekmektedir.

 

Bugün dünyada Tibet meselesine daha yakın ilgi gösterilmekte, maddi ve manevi yönden Tibet davasına destek verilmektedir. Yani dünyada Tibet rüzgarı estirilmektedir. Doğu Türkistan meselesi Tibet meselesi ile benzer karaktere sahip olduğundan, bu rüzgar Uygur meselesinin çözümünde belli açıdan belirleyici rol oynayacaktır. Dolayısıyla yurtdışındaki faaliyetçilerin Tibet meselesini yakından takip etmeleri, fikir, yöntem ve deneyim alışverişinde bulunmaları gerekmektedir.

 

Dünyadaki ekonomik gelişmelere gelince, Çin bir taraftan ucuz işgücünden dolayı yabancı şirketlerin sermayesini çekerken, diğer taraftan aynı ucuz işgücüyle dünya piyasalarını ele geçirmeye başlamış, ülkelerin milli sanayisine büyük darbeler vurmuştur. Ayrıca Çin’in gittikçe gelişen silah sanayisi, güçlenen askeri varlığı, uzay teknolojisi dünya barışını ve bölgesel güvenliği tehdit etmektedir. Bu durum dünya ülkelerini ve bölgesel güçleri Çin’e karşı birleşmek zorunda bırakacaktır.  Büyük şirketlerin, büyük güçlerin Çin ile olan ekonomik çıkar çatışması her an bir çatışmaya dönüşebilir. Japonya ile Çin arasındaki gerilimlerin arkasında böyle bir neden bulunmaktadır. Küresel güçlerin Doğu Türkistan meselesini koz olarak kullanmaya çalışması Uygur meselesi için yeni fırsatlar yaratabilir. Uygur siyasi faaliyetçilerinin bu süreci akılla ve hassasiyetle yönetmeleri gereklidir.

 

Şunun da bilinmesi gerekir ki, Çin komünistleri Çin halkı için de bir felakettir. Çin komünistleri 60 yıldır Çin’de kendilerinden başka hiçbir partiye iktidar olanağı sunmamış, hiçbir partinin devlet yönetiminde deneyim sahibi olmasına imkan vermemiştir. 60 yıldan beri Çin komünistleri halkına seçme ve seçilme hakkı tanımamış, astığı astık, kestiği kestik, çaldığı düdük olmuştur. Bir avuç komünist bir buçuk milyar Çinli’nin kaderiyle oynamıştır. Eğer bir sosyal patlamada komünist partisi iktidardan düşecek olursa, yerine gelecek, devleti yönetecek deneyime sahip hiçbir parti çıkmayacaktır. Bu ise Çinliler için felaket olacak, Çin militarist, derebeylik dönemine geri dönecektir. Dolayısıyla, Çin halkı biran önce bu partinin iktidarından kurtulmalı ve demokrasiye geçmelidir.

 

C.    Yapılması Gerekenler

 

Bugün Doğu Türkistan Uygur Türkleri uyanmıştır. Uygur Türklerinin milli kimlik bilinci, özgürlük ve bağımsızlık isteği inanılmaz boyutta artmıştır. Bu bilincin, bu isteğin yok edilmesi artık mümkün değildir. Türk Cumhuriyetleri, Kosova, Abhazya ve Güney Osetya değişen ve gelişen dünya konjonktüründe nasıl bağımsızlığa kavuştularsa, Doğu Türkistan da her an bağımsızlığa kavuşabilir. Koşullar oluştuğunda, vakti saati geldiğinde, Doğu Türkistan’ın bağımsızlığını kimse engelleyemez. Artık umut doğmuştur. Duruma umutsuz bakanlar kendilerine gelmeli, davanın haklılığına inanmalı ve güvenmelidir. Yurtiçi ve yurtdışındaki faaliyetçiler özgürlük umudunu her kesime aşılamalı, umutsuzluğa yol açacak söylem ve davranışlardan kaçınmalıdır. Yeri gelmişken şunu belirteyim ki, Doğu Türkistan davasında mefkure ayrılığı diye bir şey yoktur.  “Yüksek otonomiye”, “hakiki otonomi”, “federasyon”, “konfederasyon” söylemlerini dile getirmek asla özgürlükten, bağımsızlıktan, vazgeçmek anlamına gelmez.  Bu tür söylemleri dile getirenlerin “otonomi için bağımsızlıktan vazgeçme” gibi bir düşüncesi olmamıştır. Bu tür söylemler hedefe doğru atılan taktik ve stratejik adımlardır. Birini “otonomi için bağımsızlıktan vazgeçiyor” diye suçlamak, “hain”, “casus” ilan etmek cahillikten başka bir şey değildir. Bu tür insanlar farkında olmadan davaya büyük zarar vermektedirler.  Dava üzerinde kafa yoran, taktik ve stratejik adımlar geliştirmeye çalışan kişilerin şevkini kırmakta, umutsuzluğa itmekte, hatta küstürmektedirler. Bu tür kişilerin bildiği tek yöntem “İstiklal!” diye bağırmaktır. Oysa, bağımsızlık mücadelesi o kadar kolay değildir. Nasıl savaş “dokuzu renk, biri cenk” ise, bağımsızlık mücadelesi de çeşitli manevra, söylem ve yöntemlerle yürütülen bir süreçtir. Dalay Lama’nın  “Yüksek otonomi” söylemiyle nasıl toprak kazanmaya çalıştığını (Gansu, Qinghai ve Sichuan eyaletlerindeki Tibetlilerin yaşadığı bölgelerin Tibetle birleştirilmesini istemiştir.), ama aynı zamanda “bağımsızlıktan” da vazgeçmediğini gayet iyi biliyoruz. Dalay Lama’nın bu söylemi Çin’i uluslar arası arenada köşeye fena sıkıştırmıştır. İşte taktik budur. 

         

Doğu Türkistan davası sürecinde, haksızlığa karşı, zulme karşı, insanlık dışı uygulamalara karşı, esarete, hakarete karşı, işkenceye karşı, insan onurunun ayaklar altına alınmasına karşı direnirken ve mücadele ederken şehit düşenlere, hapse düşenlere ve onların yakınlarına sahip çıkmak son derece önem arz etmektedir. Çin komünistleri “terörist” dedi diye, onlara “terörist” diye bakmak veya davranmak yanlıştır. “Terör” veya “terörist” aranacaksa, Çinlilerden ve Çin komünistlerinden daha iyisi bulunmaz. Sheng Shih-tsai’in 1934-1944 yılları arasında 120,000 insanı katlettiğini kim inkar edebilir?. Çin komünistlerinin sadece “Kültür devrimi” sırasında çoluk çocuk demeden, genç yaşlı demeden katlettikleri insan sayısı 800,000’dir. Guomindang iktidarına karşı yasadışı silahlı eylemleriyle katlettiği milyonlarca insanı da unutmayalım. Mao Zedong’un “Namludan hakimiyet çıkar”, “kıvılcımdan yangın çıkar” sözünü herkes ezbere bilir. 1960-1970’li yıllarda Çin komünistlerinin duvarlara “yaşasın kızıl terör” diye yazdıklarını Çin’de herkes bilir. Çin komünistlerinin kendi hesabını verecekleri yerde, başkalarına “terörist” demeleri gülünçtür. Uluslar arası hukuka göre, müstemleke ülke sınırları içerisinde, ırkçı, baskıcı, sömürgeci rejime karşı yapılan eylemler “terör” eylemleri değil, özgürlük mücadelesidir.  Bu tür eylemlerde bulunanlar da “terörist” değil, “özgürlük savaşçısı”dır.  Çin yönetimi “terör” ve “terörist” terimlerini kendi ideolojisi ve politik çıkarlarına göre çarpıtmıştır. İfade özgürlüğü tanınmayan, hiçbir yasal hakkı olmayan, tamamen savunmasız insanların doğal olarak gösterdiği tepkiler Çin komünistlerince terör diye nitelendirilmektedir. Artık Doğu Türkistan halkının yapması gereken şey, Çin komünistlerinin hiçbir söyleminin samimi olmadığına, hiçbir politikasının Uygur Türklerinin menfaatine olmadığına inanmak ve ona göre davranmaktır. Kısacası, hapse düşen ve şehit düşen kişilere sahip çıkmak, onların haksızlığa karşı haklı tepkisini, cesaretini takdir etmek, yakınlarına maddi ve manevi yönden destek olmak, herkese örnek olacak milli kahramanları yaratmak haksızlığa, adaletsizliğe ve zulme karşı tepkisiz kalan değil, tepki gösteren bir toplum yaratmada son derece önemlidir. Bu aynı zamanda Uygur davasının da acil ihtiyacıdır. 

  

Dünyada tek bir ülke tarafından değil, pek çok ülke tarafından terör örgütü diye ilan edilen El-Kaide örgütü ile ilişkisi olanların durumu bundan farklıdır.  Dolayısıyla,  haklı iken haksız duruma düşmemek için son derece dikkatli olmak gerekir.

 

Doğu Türkistan davasının uluslararası boyut kazandığı bugünkü konjonktürde birlik beraberliğin önemi bir kez daha kendini hissettirmektedir. Şunu bilmeliyiz ki, davamız büyük bir davadır, haklı bir davadır, ancak kolay bir dava değildir. Bu dava kişiler arasındaki, gruplar arasındaki, dernekler arasındaki, teşkilatlar arasındaki, bölge ve ülkeler arasındaki dargınlıkları, küskünlükleri,  kavgaları, çekişmeleri ve ayrılıkları kaldıramaz. Aralarında küskünlük, dargınlık, çekişme ve kavga olan kişilerin, ne olursa olsun, bir araya gelmeleri, şahsi kavgaları bir kenara itip davaya odaklanmaları, birbirleriyle uyum içerisinde, işbirliği içerisinde, takım ruhuyla çalışmaları, tüm dernek ve örgütlerin Dünya Uygur Kurultayı etrafında kenetlenmeleri, tüm siyasi faaliyetçilerin Rabia Kadir Hanım’ın arkasında durmaları ve ona güvenmeleri gereklidir. Demokratik bir seçimle iş başına gelen bir kişi, kim olursa olsun, desteklenmelidir. Çünkü lider birlik beraberliğin simgesidir. Ortak iradenin simgesidir. “Birini şangyu saylap arkidin davayimiz bardur” (Birini muhtar seçip arkasından dava ettiğimiz vardır) tarzı yaklaşımlar son derece zararlıdır. 

 

Doğu Türkistan davasında lobi çalışmalarının da büyük rolü olacaktır.  Yurtdışında faaliyet gösterenler demokratik ve yasal olan çeşitli örgütlerde yer almaları, bulunduğu ülkenin siyasi partileriyle ilişki içerisinde bulunmaları, siyasi partilere üye olmaları, uluslar arası örgütlerle çalışmaları gerekmektedir.

 

Son olarak, yetkili teşkilatların bağımsızlık sonrası yürürlüğe konulacak olan anayasa, iç ve dış politika taslaklarını hazırlamaya başlamaları, iç politikada uygulanacak dil, din, eğitim, kültür, ekonomi ve azınlıklar siyasetini bir an önce belirleyip bölgedeki diğer milletlere güven vermeleri gereklidir.

 

 
Yorumlar
Henüz Bir yorum Yapılmamış.
 
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.


Daha önce eklenmiş haberler
MİLLETLERİN KENDİ KADERİNİ TAYİN ETME HAKLARINDAN SÖZDE OTONOMİYE DOĞRU 14.01.2010
ÇİN KOMÜNİSTLERİNİN CİNAYETLERİ 22.01.2009
GELİŞEN DÜNYA KONJONKTÜRÜNDE DOĞU TÜRKİSTAN’IN DURUMU 23.01.2009
PROF. DR. ALİMJAN İNAYET BİLEN ÖTKÜZÜLGEN SÖHBET 23.01.2009
“SENMİNZHUYİLİQ BİRLESHKEN ZHONGGUO KONFEDERASYONİ ANA XATLİRİ” TOGHRİSİDA 24.01.2009
MİLLİ MÜCADELE YÖNTEMLERİ VE İSA YUSUF ALPTEKİN 23.01.2009
TÜRK OCAGHİ İZMİR SHUBİSİDE BERİLGEN DOKLAT 23.01.2009
ÇİNLİ TERÖRİST SHENG SHİH-TSAİ’İN 1933-1944 YILLARI ARASINDA KATLETTİĞİ DOĞU TÜRKİSTAN TÜRKLERİ 23.01.2009
TILNING ASMILATSIYELISHISHI VE QOSH TILLIQ MAARIP 01.06.2009
XİTAYNİNG HEQİQİ İCHKİ YÜZÜ 01.06.2009
ASİMİLASYON 28.08.2009
3. Dünya Uygur Kurultayının Ardından 20.07.2009
Rabia Kadir'in Hayatı ve Mücadelesi 08.09.2009
Çin'in Uygur Türklerine Yönelik Asimilasyon Politikası ve Bunun Sonuçları 08.09.2009
RFA BİLEN ELİP BERİLGHAN SÖHBET 12.09.2009
Otonomi Kanunu 22.10.2009

 

 
© 2008 Her Hakkı Saklıdır | Bu sitenin içeriği Prof.Dr. Alimcan İNAYET tarafndan eğitim amacıyla hazırlanmıştır. | Tasarım & Uygulama